Bu çalışma serimizde uluslararası suçlar kapsamına giren soykırım ve insanlığa karşı suçların yargılanması aşamasında Uluslararası Adalet Divanı’nın rolü incelenecektir. Serimizin ilk yazısında konunun net olarak anlaşılabilmesi için öncelikle soykırım ve insanlığa karşı suçlar tanımlanarak farkları incelenecektir.
Çalışma serimizin ilk yazısında soykırım ve insanlığa karşı suçlar incelenerek suçların birbirinden farkları değerlendirilmiştir. İlgiliyi yazıyı okumak için tıklayınız.
Daha önceki çalışma serimiz olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının iç hukuka etkisi serisini okumak için tıklayınız.
ULUSLARARASI HUKUKTA SOYKIRIM SUÇU VE İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARIN YARGILAMASI:
Soykırım ve insanlığa karşı suçlarda suçların ağırlığının evrensel yargı yetkisin gündeme getirmesi ile de bu suçun Soykırım Sözleşmesi ile sadece taraf devletlerin yargı yetkisine girmesinin yetersiz kalacağı kuşkusuzdur[1]. İşte bu nedenle Uluslararası Ceza Mahkemesi savaş suçu, soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar gibi çekirdek suç kabul edilen suçlar bakımından nerede ve kim tarafından işlendiğine bakılmaksızın yargılamayı ve cezalandırmayı mümkün hale getirmek üzere kurulmuştur. Suç bazında değerlendirme yapmadan önce Uluslararası Ceza Mahkemesi kavramının izahında yarar görmekteyiz.

1.1. Uluslararası Ceza Mahkemesi:
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulması yönünde ilk nihaî tasarı, yaşanan son insanlık dışı olayların etkisi ile Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi Statüsü’nün Güvenlik Konseyince kabulünden sonraki 1 yıldan az bir süre içinde bitirilmiş ve Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi tasarısı üye devletlerin bilgisine sunulmuştur. Nihayet, Roma’da 15 Haziran ile 17 Temmuz 1998 tarihleri arasında toplanan Tam Yetkili Temsilcilerden oluşan BM Diplomatik Konferansı’nda tasarı ve değişiklik önerileri tartışılmış, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü 120 devletin olumlu, 7 devletin olumsuz ve 21 devletin de çekimser oyu ile kabul edilerek 18 Temmuz 1998 tarihinde tüm devletlerin imzasına açılmıştır.
Altmışıncı onay belgesinin BM Genel Sekreterliğine tesliminden 60 gün sonra yürürlüğe girmesi öngörülen Statü’nün, 11 Nisan 2002 tarihinde 66 devlet tarafından onaylanmasından sonra, Mahkeme, 11 Temmuz 2002 tarihi itibariyle faaliyetine başlamıştır.
Roma’da toplanan diplomatik konferans sonunda 17/7/1998 tarihinde kabul edilen Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ile kurulması öngörülen mahkeme 18 yargıçtan oluşacaktır (md. 36/1). Mahkemenin yargıç sayısının arttırılması olanağı vardır (md. 36/2).
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Başkan ve 4 yargıçtan oluşan İstinaf Bölümüne en az 6 yargıçtan oluşan Birinci Derece Bölümüne ve yine en az 6 yargıçtan oluşan Hazırlık Bölümüne sahip olup, Birinci Derece Dairesi her davaya 3 yargıçla ve Hazırlık Dairesi her davaya 3 ya da bir yargıçla bakmak zorundadır (md. 39). Mahkemenin anılan Bölümlerinden başka Savcılığı ve yazmanlığı bulunmaktadır (md. 34).
Uluslararası Ceza Mahkemesinin kişiler bakımından (ratione personae) yetkisi gerçek kişileri kapsamaktadır (md. 25/1). Mahkeme yetkisine giren suçlarla ilgili olarak suçu bizzat işleyen, işlenmesini emreden, isteyen ya da özendiren, suçun işlenmesine yardımcı ya da ortak olan ya da herhangi bir biçimde suçun işlenmesine ya da teşebbüsüne katılan, soykırım suçu ile ilgili olarak da bu suça doğrudan ve kamu önünde özendiren kişileri yargılama yetkisine sahiptir (md. 25/3).
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin suçlar bakımından (ratione materiae) yetkisinin kapsamında soykırım suçu, insanlığa karşı suç, dar anlamda savaş suçu ve saldırı suçu yer almaktadır (md. 5/1).
Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü yer bakımından (ratione loci) hiçbir hüküm içermemekle tüm evrende işlenecek suçları kapsar görünmektedir. Mahkeme’nin zaman bakımından (ratione temporis) yetkisine gelince, Mahkeme Statüsü yürürlüğe girdikten sonra işlenen suçlar bakımından yetkili olacaktır (md. 11).
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin, Güvenlik Konseyi kararları ile kurulan Eski Yugoslavya ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemelerinin durumundan farklı olarak, devletler bakımından yetkili olabilmesi, ilke olarak, Statü’yü onaylayan devletler için geçerlidir[2].
1.2. Uluslararası Ceza Yargılamasında Soykırım Suçu:
1973 tarihli BM Genel Kurulu’nda kabul edilen tavsiye karar niteliğindeki “Soykırım suçu işleyenlerin aranması, tutuklanması, geri verilmesi ve cezalandırılması konusunda uluslararası işbirliği ilkeleri”[3] ile suçun nerede işlendiğine bakılmaksızın suçu işlediğine yönelik kanıt bulunan kişiler izlenebilir, tutuklanabilir, yargılanıp cezalandırılabilir. Anılan sözleşme gereği taraf devletler kendi iç hukuklarında gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’yle 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi’ndeki soykırım tanımı EYUCM ve RUCM’de olduğu gibi tamamen örtüşmektedir[4]. Nitekim tanımın uygulanması aşamasında Uluslararası Ceza Mahkemeleri de, soykırım suçunun mağdurunun bireyler değil grup olduğunu belirtmiştir. Brdjanin kararında, soykırım suçunun belli bir gruba ait bireylere yani grup üyelerine karşı işlenen bir suç olmasına karşın, soykırım suçunda nihai mağdurun söz konusu grup olduğu belirtilmiştir[5]. Aynı şekilde Akayesu davasında, soykırım suçunun mağdurunun birey değil, bizzat grubun kendisi olduğu ifade edilmiştir[6].
Suçun maddi unsurlarına örnek olması açısından UCM UCMY, Blagojevic ve Jokic kararında, bedensel ve zihinsel ağır zarar kavramına; işkence, insanlık dışı ve küçük düşürücü muameleler, tecavüzün de dâhil olduğu cinsel şiddet, dayak ile birlikte uygulanan sorgular, ölüm tehditleri ve sınır dışı etmenin de dâhil olduğunu belirtmektedir[7].
Suçun manevi unsuru yönünden ise UCMY, Blagojevic ve Tokic kararında özel kastın, grubun bağımsız ve ayrı kimliğini yok etmeye yönelmesi gerektiğini belirtmiştir[8].
Son olarak bu başlık altında belirtilmesi gerekir ki RUCM’ nin talebi olması halinde, Birleşmiş Milletler’ e üye olan devletler, Mahkeme ile işbirliği yapmak ve adli yardımlaşmada bulunmakla yükümlüdürler[9]. RUCM yalnız hapis cezası verme yetkisini haizdir ve bu cezanın süresi de mahkemenin genel uygulamalarına bakılarak saptanmaktadır[10].
1.3. Uluslararası Ceza Yargılamasında İnsanlığa Karşı Suçlar:
İnsanlığa karşı suçların kapsamına hangi suçların girdiği Nüremberg ve Tokyo yargılamalarından sonra soğuk savaş döneminin ardından kurulan diğer uluslararası ceza mahkemelerinin statülerine bakılarak tespit edilebilir. Nüremberg Statüsü’nden sonra Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (EYUCM), Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (RUCM) ve Roma Uluslararası Ceza Mahkemesi statüleri insanlığa karşı suçlara ilişkin yer yer birbirinden farklı tanımlamalar getirmiştir. Nüremberg Mahkemesi İlkeleri 23 6/c maddesinde “ülkelerin iç hukuklarında suç olarak tanımlansın tanımlanmasın, Mahkeme’nin yetki alanına giren tüm suçları takiben ya da bu suçlarla bağlantı içinde, savaşta ya da savaş öncesinde tüm sivil halklara karşı işlenen cinayet, yok etme, köleleştirme, sınırdışı etme ve diğer tüm insanlık dışı fiiller ya da siyasi, ırksal, dini saiklerle yapılan zulümler” şeklinde tanımlanmıştır[11] .
Ayrıca insanlığa karşı suç, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü kapsamlı olarak ele alınarak suçun maddi ve manevi unsurları sayılmıştır[12]. Buna göre, Roma Statüsü’nün 7. maddesi uyarınca insanlığa karşı suç, saldırının bilincinde olarak “…herhangi bir sivil nüfusa karşı yöneltilmiş yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen öldürme, imha, köleleştirme, nüfusun sürgünü veya zorla nakli, uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal eder bir biçimde hapsetme veya fiziksel özgürlükten diğer biçimde ağır yoksun bırakma, işkence, ırza geçme, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıktaki diğer cinsel şiddet biçimleri, tanımlanabilir herhangi bir grup veya topluluğa karşı politik, ırksal, ulusal, etnik, kültürel, dini, cinsiyet ayrımına veya uluslararası hukuk uyarınca evrensel açıdan izin verilmeyen herhangi diğer bir temele dayalı olarak, bu paragrafta atıf yapılan fiillerden herhangi biri veya mahkemenin yargı yetkisine giren diğer suçlardan herhangi biri ile bağlantılı olarak yapılan zulüm, kişilerin zorla kaybedilmesi, apartheid suçu, kasıtlı olarak büyük acıya veya vücutta ya da zihinsel veya fiziksel sağlıkta ciddi zarara neden olan benzer nitelikteki diğer insanlık dışı fiiller” olarak tanımlanmıştır.
Dolayısıyla soykırım suçunda ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin alanına giren diğer suçlarda olduğu gibi insanlığa karşı suçlarda da bu suçu işleyenlerin makamlarına ya da yargısal bağışıklıklarına bakılmaksızın cezalandırılmaları mümkündür[13].
Suçun maddi unsuru yönünden UCM’nin Kunarac Kararı’nda, sivil nüfusa karşı yöneltilen bir saldırının silahlı güce başvurmayla sınırlandırılamayacağı ve sivil halka yöneltilmiş olmakla beraber tüm kötü muameleleri kapsayacağı belirtilmiştir. Ayrıca söz konusu fillerin saldırı olarak değerlendirilmesinde bu fiillerin saldırı açısından belirleyici olmaları ya da coğrafi olarak bu saldırının içinde gerçekleşmeleri şart olmayıp dolaysız bir bağ kabul edilmiştir[14].
Suçun mağdurunda RUCM II. Dava Dairesi Savcısı Kayishema, kamu düzenini korumakla yükümlü olan silahlı kuvvetler haricindeki herkesi kapsayan bir tanım getirmiştir. Bu geniş kapsamlı tanımla birlikte silahlı çatışma olmayan durumlarda, sivillere yönelik eylemlere katılan silahlı kuvvet üyeleri dışındaki düşmanca hareketlere dâhil olmayan kişiler siviller olarak tanımlanabilir[15].
Suçun manevi unsuru yönünden ise fail saldırının tüm özelliklerine ya da söz konusu plan ya da politikanın tüm detaylarına hâkim olmak zorunda değildir. Failin, davranışının sivil halka karşı yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olduğunun ya da olabileceğinin bilincinde olması yeterlidir[16].
[1] Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk (Turhan Kitabevi 2008) 203-204
[2]İstisnaları ve daha detaylı açıklama için bkz: https://diabgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/uluslararasi-ceza-mahkemesi-ucm28022020101834 erişim tarihi: 24.05.2024
[3]Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, <https://www.un.org/en/genocideprevention/documents/atrocitycrimes/Doc.28_Principles%20of%20international%20cooperation%20in%20detection.pdf >Erişim Tarihi 27.12.2025.
[4] Dr. Rabia Beyza İNAN; Uluslararası Ceza Yargılamalarında İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırım Suçu Eskişehir Barosu Dergisi C:8 Sayı:1 s.78
[5] Human Rights Watch, Genocide, War Crimes and Crimes Againsts Humanity, A Topical Digest of the Case Law of the International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia, USA 2006, s. 147
[6] Mahkeme Rutaganda davasında da benzer şekilde karar vermiştir.
[7] Bdjanin, Krstic davalarında da aynı konuya Mahkeme kararında değinmiştir (HRW, s. 181).
[8] Human Rights Watch, Genocide, War Crimes and Crimes Againsts Humanity, A Topical Digest of the Case Law of the International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia, USA 2006, s. 147
[9] Statue of ICTR, Art.28.
[10] Statue of ICTR, Art.23/1
[11] Dr. Rabia Beyza İNAN; age. s.72
[12] Marty, Fouchard, Fronza, Neyret (n 15) 31.
[13] Dr. Rabia Beyza İNAN; age. s.73
[14]The Prosecutor v. Kunarac Case No. IT-96-23& IT-96-23/1-A, 12.06.2002, Appeals Chamber Judgement paragraf 86 https://www.icty.org/x/cases/kunarac/acjug/en/kun-aj020612e.pdf Erişim Tarihi: 24.05.2024
[15] Azarkan, Nuremberg’ten La Haye’ye Uluslararası Ceza Mahkemeleri (n 8) 101-102.
[16] Marty, Fouchard, Fronza, Neyret (n 15) 40-41.

