Bu çalışma serimizde uluslararası suçlar kapsamına giren soykırım ve insanlığa karşı suçların yargılanması aşamasında Uluslararası Adalet Divanı’nın rolü incelenecektir. Serimizin ilk yazısında konunun net olarak anlaşılabilmesi için öncelikle soykırım ve insanlığa karşı suçlar tanımlanarak farkları incelenecektir.
Daha önceki çalışma serimiz olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının iç hukuka etkisi serisini okumak için tıklayınız.
GİRİŞ
İnsanlık tarihi boyunca çok ağır suçlar işlenmiş ve zaman zaman devletler bu suçların yargılamasını yapmakta yetersiz kalmıştır. Bu nedenle uluslararası adalet, barış ve güvenliğin sağlanması, her zaman toplumun ortak idealarından olmuştur. Bu çalışmada; BM’in yargı organı olarak devletlerarasındaki uyuşmazlıkları barışçı yollarla çözmek ve BM organları veya kurumları tarafından talep edilen görüşleri vermekle görevli Uluslararası Adalet Divanı’nın[1] soykırım ve devletlerin insanlığa karşı girişilen insanlık dışı eylemlerine yönelik kullanılan bir kavram olan insanlığa karşı suçlar[2] nazarındaki rolü, yargılama yetkisinin bulunup bulunmadığı değerlendirilecektir.
Çalışmada odaklanılan konunun net olarak anlaşılabilmesi açısından öncelikle soykırım suçu ve insanlığa karşı suçlar ayrı ayrı olarak incelenecek, bu suçların uluslararası ceza yargılamasındaki konumu göz önüne alınacak, devamında ise Uluslararası Adalet Divanı’nın uyguladığı yargılama usulü ve yargılama yetkisi izah edilecektir.

SOYKIRIM VE İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR
Suç tiplerini tanımlamadan önce, konunun net olarak anlaşılabilmesi için öncelikle Uluslararası Suç kavramı tanımlanacak ardından soykırım ve insanlığa karşı suç kavramı izah edilmesi gerekmektedir.
1.1. Uluslararası Suç:
İletişim araçlarının gelişmesinin sonucu olarak dünyanın bir köşesinde gerçekleşen bir olay anında tüm toplumlar tarafından öğrenilmektedir. Hele olaylar, mahiyetleri itibarıyla geniş halk kitlelerini ilgilendiriyorsa (toplu katliamlar gibi) uluslararası kamu vicdanı buna izin vermemektedir[3].
İşte böyle uluslararası topluluğun tamamını ilgilendiren, bu topluluğun ortak varlığını tehdit ederek uluslararası toplum düzenini bozan fiiller, uluslararası suç olarak adlandırılmaktadır[4]. Uluslararası hukuk bağlamında bu suçlar, insanlık ailesinin barış ve huzurunu tehdit eden, insan haklarına ağır saldırı niteliği taşıyan ve uluslararası toplumun tamamını ilgilendiren ciddi suçlardır[5]. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar olarak tanımlanan suçlarda uluslararası suçlar arasında sayılmaktadır.
1.2. Soykırım Suçu, İnsanlığa Karşı Suçlar ve Farkları:
1.2.1. Soykırım Suçu:
Soykırım, uluslararası düzeyde ilk kez 11.12.1946 tarihinde BM Genel Kurulu’nun oybirliği ile kabul ettiği 96 (1) sayılı kararıyla kınanmış ve duruma yönelik ortak tavır alınması kabul edilmiştir. Devamında ise BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde soykırım tanımlaması yapılmıştır. Anılan sözleşme 09.12.1948’de kabul edilip 12.01.1951’de yürürlüğe girmiştir. Türkiye’de sözleşmede taraf olup sözleşmeyi 23.03.1950 tarihinde imzalamış ve 31.07.1951 tarihinde onaylamıştır.
Türkiye; sözleşmeye ilk akdedildiği tarihlerden bu yana taraf olmasına karşın soykırımın Türk ceza hukuku yönünden bir suç olarak düzenlenmesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle mümkün olmuştur. Nitekim TCK’nın ikinci kitabının birinci kısmında düzenlenen suç; Uluslararası Suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Bu başlık hukukumuza ilk defa girmiştir[6].
TCK m.76/1’e göre soykırım suçu, bir planın icrası suretiyle milli, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerine karşı kanunda belirtilen
a) Kasten öldürme
b) Kişilerin bedensel veya ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme
c) Grubun, tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanması
d) Grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirler alınması
e) Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi, şeklindeki eylemlerin gerçekleşmesiyle oluşur. Bu düzenleme yukarıda belirtilen BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesi ile paralel niteliktedir[7].
Soykırım Sözleşmesinde belirtilen gruplar; milli, etnik, dini ve ırki gruplardır[8]. Suç; söz konusu grupların mensuplarının maddi ve manevi varlıklarını, yaşam haklarını, vücut bütünlüklerini, özgürlük, şeref ve haysiyetlerini, beslenme hakkını, üreme hakkını, bir gruba aidiyet ve o grup içinde yaşama hakkını da ihlal ettiğinden birden fazla hukuki yararı konu eden niteliktedir[9].
Suçun maddi unsuru sınırlı şekilde sayılmış fiiller olan; grup üyelerini öldürmek[10], grup üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel zararlar vermek[11], grup üyelerini fiziki olarak kısmen ya da tamamen yok edilmesi sonucunu doğuracağı önceden hesaplanan yaşam koşulları altına sokmak, grup içinde doğumları bilinçli olarak önlemeye yönelik tedbirler dayatmak[12], gruba ait çocukları bir başka gruba zorla nakletmektir[13][14].
Suçun manevi unsuru ise özel kasttır (special intent/ dolus specialis). Nitekim maddede grup olarak belirtilen kesimin bir plan dâhilinde yok edilmesi soykırım suçunu oluşturacaktır[15]. Başka bir anlatımla soykırım suçu için aranan özel kast; failin fiili işlerken, milli, etnik, ırki ya da dini bir grubu kısmen ya da tamamen yok etme niyetiyle hareket etmesidir[16]. Keza Uluslararası Hukuk Komisyonu hazırladığı İnsanlığın Güvenliğine ve Barışa Karşı Suçlar Metni’ne (1996) göre, soykırım suçunda aranan özel kast bu suçu diğer uluslararası suçlardan ayıran en önemli özelliktir[17].
Soykırım Sözleşmesi’nin 3. maddesinin (e) bendinde, soykırıma iştirakin de cezalandırılabilir olduğu belirtilmek suretiyle bu kimselerin cezasız kalmasının önüne geçilmiştir[18]. Bu nedenle soykırım suçuna iştirak mümkündür.
1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi’ ne, EYUCM, RUCM ve UCD Statüleri’ ne göre, soykırımda bulunmaya doğrudan ve açıkça tahrik etmek fiilleri ayrı suçlar olarak düzenlenmiştir. Doğrudan ve aleni tahrik ile azmettirme fiilleri birbirinden farklıdır[19]. Soykırım suçu yönünden soykırıma aleni ve doğrudan tahrik, bağımsız bir suç olmasından ötürü, tahrik edilen kişiler soykırım suçuna teşebbüs etmeseler dahi, aleni ve doğrudan tahrik fiillerini gerçekleştirenler sorumlu tutulacaklardır.
Son olarak, soykırım suçu zamanaşımına uğramaz (TCK m.73/4).
1.2.2. İnsanlığa Karşı Suçlar:
“İnsanlığa Karşı Suçlar” Roma Statüsü’nde düzenlenmiş ve suç sayılmıştır. Buna göre insanlığa karşı suç, Statü’nün 7. maddesinde bentler halinde sayılmış olan fiillerin, herhangi bir sivil nüfusa karşı yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenmesi halidir[20].
İnsanlığa karşı suçlar yer aldıkları uluslararası belgelerde bir çerçeve suç niteliğinde düzenlenmiş ve genellikle önemli bir takım suç fiilleri sayıldıktan sonra ‘diğer insanlık dışı fiiller’ gibi bir ifadeyle daha pek çok suç fiilinin bu suç kategorisine sokulabilmesi imkânı sağlanmıştır. Nitekim insanlığa karşı suçların en son Roma Statüsü ile kabul edilen metni de bu şekildedir, yani insanlığa karşı suçlar içerisinde suç türleri sınırlı sayıda sayılmamıştır[21].
Roma Statüsünde insanlığa karşı suçların failleri hakkında sınırlayıcı bir düzenleme yer almamaktadır, dolayısıyla insanlığa karşı suçların herkes tarafından işlenebilecektir.
Suçun mağduru; sivil nüfus, ülkesinde bulunduğu devletin vatandaşı olsun yada olmasın, genel olarak savaşan (muharip) statüsü tanınmayan herkesi kapsar[22].İnsanlığa karşı suçun oluşabilmesi için her şeyden önce ortada bir saldırı olması, bu saldırının bir topluluğa yönelmiş olması, gerekmektedir. Dolayısıyla tek bir kişiye yönelik olarak işlenen eylemin insanlığa karşı suç oluşturması mümkün değildir. Fakat bu topluluk herhangi bir sivil topluluk olabilir, yoksa Ruanda Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi Statüsü’ndeki gibi topluluğu sınırlayıcı ifadeler kullanılmamıştır, yani insanların ulusal, etnik, dinsel, ırksal vs. bir topluluğun üyeleri olması gerekmemektedir[23].
TCK m. 77’ye göre suçun maddi unsuru; siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak
a) Kasten öldürme.
b) Kasten yaralama.
c) İşkence, eziyet veya köleleştirme.
d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma.
e) Bilimsel deneylere tabi kılma.
f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı.
g) Zorla hamile bırakma.
h) Zorla fuhşa sevketme, şeklindeki eylemlerin gerçekleşmesiyle oluşacaktır[24].
Suçun manevi unsuru hususunda ise; Roma Statüsü ile Türk Ceza Kanunu açısından farklılıklar bulunmaktadır. Roma Statüsü’ne göre suçun manevi unsuru genel kasttır. Fail, sivil nüfusa yönelik yaygın veya sistematik saldırının varlığını bilmeli ve maksatlı olarak bu sürece katılmalıdır. Buna karşılık failin saldırının tüm özelliklerini, plan ya da politikasını bilmesi gerekmez[25].
Buna karşın Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenlemenin kaleme alınış tarzı dikkate alındığında; insanlığa karşı suçun oluşumu için gerekli manevi unsur özel kasttır. İnsanlığa karşı suç siyasi, dini, felsefi, ırki saiklerle toplumun bir kesimini yok etmek için gerçekleştirilen suçlardandır. Başka bir anlatımla suçun oluşabilmesi için failde ayrıca siyasi, felsefi, ırki veya dini nedenlere dayanan bir ayrımcılık kastının da bulunması aranacaktır[26]. Özel kastla işlendiği için olası kastla işlenmesi mümkün değildir[27].
Suçun birden fazla fail tarafından işlenmesi halinde iştirak söz konusu olabileceği gibi kasten öldürme veya kasten yaralama suçları için ne kadar mağdur varsa o kadar insanlığa karşı suç sayılacak ve gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır[28].
Son olarak, insanlığa karşı suçlar zamanaşımına uğramaz (TCK m.74/4).
1.2.3. Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçların Farkları:
Roma Statüsü’nde soykırım suçunun düzenlenişine bakarsak, suçun unsurlarının insanlığa karşı suçun unsurları ile paralel olduğu görülecektir. Keza her iki suçun maddi unsurları birbirlerine çok benzemektedir.
İnsanlığa karşı suç olarak nitelenen davranışların oldukça kapsamlı olması, bu alanda bir boşluk kalmasının önüne geçilme isteğindendir[29]. Soykırım suçu ise daha sınırlı ve sıkı şartlara bağlanmak suretiyle düzenlenmiştir. Dolayısıyla işlenen suç soykırım kapsamına girmediğinde, insanlığa karşı suç olarak değerlendirilip cezalandırılabilecektir.
Soykırım suçundan bahsedebilmemiz için özel kast dediğimiz, kişileri sırf bir gruba aidiyeti dolayısıyla yok etme kastının olması gerekir. Bu özel kast olmadan işlenen adam öldürme, fiziksel zihinsel ağır acı verme gibi fiiller soykırım değil, yukarıda belirttiğimiz şartları haizse insanlığa karşı suç olarak nitelenebilecektir. EYUCM Kristic kararında yok etme ya da öldürme şeklinde insanlığa karşı suç fiilleri ile soykırım teşkil eden fiiller arasındaki farkı belirtmiştir. Buna göre, sivil bir topluluğa karşı gerçekleştirilen, diğerlerinden ayrılabilen, rastgele işlenmiş fiiller, insanlığa karşı suç olarak kabul edilebilecekken, soykırım olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Soykırım teşkil edebilmesi için, grubu yok etme kastının bulunması gerekecektir. Soykırım suçu bakımından aranan yoğun ve özel kast (dolus specialis), insanlığa karşı suçlar bakımından aranmamakta, insanlığa karşı suçun oluşabilmesi için herhangi bir sivil topluluğa karşı yaygın veya sistematik bir saldırının varlığı yeterli görülmektedir[30].
Özetlenecek olursa; insanlığa karşı suç toplumun bir kesimini politik, ırki, dini, felsefi nedenlerle yok etmek veya hiçe indirgemektir. Soykırım ise dini, ırki, siyasi bir grubun o dine, o ırka, o siyasi gruba mensup olduğu için yok edilmesi veya hiçe indirgenmesidir. O halde aslında insanlığa karşı suç, soykırım suçunu da kapsamaktadır. Ayrıca soykırım, insanlığa karşı suçun daha ağır bir halidir[31].
[1] Prof. Dr. A. Füsun ARSAVA; ULUSLARARASI ADALET DİVANI TARAFINDAN İNSAN HAKLARININ KORUNMASI, TAAD, Yıl:6, Sayı:21 s. 1
[2] Dr. Rabia Beyza İNAN; Uluslararası Ceza Yargılamalarında İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırım Suçu Eskişehir Barosu Dergisi C:8 Sayı:1 s.69
[3] Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler 13. Baskı, Ankara-2020 s. 97
[4] Canan Ateş Ekşi, Uluslararası Ceza Mahkemesinin İnsanlığa Karşı Suçlar Üzerindeki Yargı Yetkisi (Ankara, 2004), s.2
[5] M.Cherif Bassiouni, Crimes Against Humanity (Netherlands: Kluwer Law International Press, 1999, s.7
[6] Prof. Dr. Doğan Soyaslan, age., s. 97
[7] Sözleşme’nin 2. Maddesinde soykırım suçu şu şekilde tanımlanmıştır.
Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur.
a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kastten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek
[8] Süheyla Işıktaş, Uluslararası Hukukta Soykırım Suçu, s.40
[9] Prof. Dr. Doğan Soyaslan, age., s. 100
[10] RUCM Akayesu davasında ‘killing’ ifadesinin daha genel bir ifade olduğunu, kasıtlı iĢlenen öldürme fiillerinde kullanıldığı gibi kastın olmadığı öldürme fiilleri için de kullanılabileceğini belirtmektedir
[11] RUCM Akayesu davasında zihinsel bedensel ağır zarar verme kapsamında; köleleştirme, aç bırakma, sürgün etme, işkence yapma, alıkoyma, temel haklarından mahrum bırakma, acı çekmelerine sebep olma eylemlerine atıf yapılmştır
[12] RUCM Akayesu kararında, grup içindeki doğumları önleme amaçlı tedbirler dayatma kapsamında; cinsel sakatlamaları (sexual mutiliation), zorla kısırlaştırma, cinsleri birbirinden ayırma, evlilikleri yasaklama fiillerini belirtmiştir.
[13] Uluslararası Hukuk Komisyonu tarafından biyolojik soykırım olarak nitelenmiş olan grubun çocuklarının başka bir gruba zorla nakli eyleminin, grubun gelecekteki varlığını ciddi surette etkileyecek bir mahiyet taşıması gerektiği belirtilmiştir
[14] Süheyla Işıktaş, age., s.50
[15] Prof. Dr. Doğan Soyaslan, age., s. 100
[16] Genocide Convention, Art.2; SCHABAS, Genocide in İnternational Law, p.265.
[17] Report of the International Law Commission on the Work of Its Forty Eight Session, 6 May-26 July 1996, p.87; SCHABAS, Genocide in İnternational Law, p.261.
[18] KÖPRÜLÜ Timuçin, Uluslararası ve Ulusal Ceza Hukukunda Soykırım Suçu, Ankara Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Kamu Hukuku Anabilim Dalı / Ceza ve Ceza Usul Hukuku Bilim Dalı, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2008 s.252.
[19] TEZCAN Durmuş/ Mustafa Ruhan ERDEM/ R. Murat ÖNOK, Uluslararası Ceza Hukuku, 1. Baskı, (Seçkin Yayınları), Ankara, 2009. s.541.
[20] “Rome Statute of the ICC”, Art.7.
[21] Ayşen SEYMEN ÇAKAR, İnsanlığa Karşı Suçlar TBB Dergisi 2012 (103) s.170
[22] Rıfat Murat Önok, “Uluslararası Ceza Divanı’nı Kuran Roma Statüsü ile Türk Ulusal Mevzuatının Maddi Ceza Hukuku Kuralları Yönünden Uyumuna Dair Bir Rapor”, http://www.ucmk.org.tr/dosya/Yayin/UCM rapor-web.pdf (30/10/2011) s. 31
[23] Ayşen SEYMEN ÇAKAR, İnsanlığa Karşı Suçlar TBB Dergisi 2012 (103) s.188
[24] Statü’nün, insanlığa karşı suçlar balıklı 7. maddesinde eylemler; “öldürme, toplu yok etme, köleleştirme, halkın sürülmesi veya zorla nakli uluslararası hukukun temel kurallarının ihlali sonucu hapsetme veya fiziksel özgürlüğün başka biçimlerde ciddi olarak kısıtlanması, işkence, ırza geçme, cinsel köleleştirme, fuhuşa zorlama, hamileliğe zorlama, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıkta diğer cinsel şiddet, 3. paragrafta tanımlandığı gibi politik, ırksal, ulusal, etnik, kültürel, dinsel veya cinsel nedenlerle uluslararası hukukta kabul edilemez olarak benimsenen evrensel ölçütlere bağlı, bu paragrafta ya da mahkemenin yetkisi içindeki herhangi bir suç ile ilgili olarak diğer eylemlerle ilgili esaslar çerçevesinde herhangi bir gruba veya herhangi bir belirlenebilir topluluğa zulmetme,şahısların zorla kaybettirilmesi, ırk ayrımcılığı (apartheid), vücuda veya ruh ve beden sağlığına ciddi zarar vermeye bilinçli olarak neden olacak nitelikteki diğer benzeri insanlık dışı fiiller” olarak sıralanmıştır
[25] Rıfat Murat Önok, age.s. 31.
[27] Prof. Dr. Doğan Soyaslan, age., s. 100
[28] Prof. Dr. Doğan Soyaslan, age., s. 107
[29] DURAN Batuhan, Soykırım Suçunun Uluslararası Hukukta ve Yeni Türk Ceza Kanununda Düzenlenişi (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi), M.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2007, s. 50
[30] Süheyla Işıktaş, age., s.81
[31] Prof. Dr. Doğan Soyaslan, age., s. 98

