Bu çalışma serimizde, ulusal yargı yerlerinden tatmin olmayan bireylerin uyuşmazlığı bireysel başvuru yapmak suretiyle taşıdıkları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi[1] kararlarının iç hukukumuz yönünden bağlayıcılığı ve iç hukukumuza etkisi değerlendirilecektir.
Yazı serimizin net olarak anlaşılabilmesi açısından öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tanımlanarak özellikleriyle birlikte iç hukukumuzdaki yeri incelenecek, ardından sözleşmenin kapsamına giren hak ve özgürlüklerin güvencesi adına kurulan uluslararası denetim mekanizması[2] niteliğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının iç hukukumuzdaki bağlayıcılığı ve etkisi irdelenecektir. Bu yazımızda genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, tarihçesi ve özellikleri itibarıyla incelenecek ve sözleşmenin iç hukuktaki yeri genel olarak değerlendirilecektir.
1. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ
İnsanların doğuştan, vazgeçilmez ve devredilemez nitelikte haklara sahip olduğu, bu hakların devletten önce geldiği ve devletin görevinin bu hakları tanıyarak geliştirmek ve iyileştirmek olduğu şeklindeki eski doğal hukuk anlayışı II. Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden canlanmıştır.[3] Başka bir anlatımla II. Dünya Savaşı’ndan sonra, insan haklarına saldırıların önlenmesi ve dünyanın bu tür acılara tekrar dönmemesi için yeni arayışlara ve güvencelere ihtiyaç duyulmuştur.[4]
Bu ihtiyacın bir neticesi olarak 10 Aralık 1948 de BM Genel Kurulu tarafından İnsan Hakları Evrensel Bildirisi kabul edilmiştir. Bu bildiri, dünya toplumunun özlemini yansıtır.[5] Ancak anılan belgenin bağlayıcılığının kapsamlı olmaması, denetim mekanizması öngörülmemesi ve Bildiri’nin ihlali halinde müeyyidesinin kaleme alınmamış olması nedeniyle Bildiri’nin evrensel düzeyde tam olarak uygulamaya konulması mümkün olmamıştır.[6]
Devamında ise, İnsan Hakları Evrensel Bildiri’sinde bahsi geçen denetim mekanizmasının oluşturulabilmesi ve insan haklarının teminini sağlayacak koruma mekanizmasının oluşturulabilmesi amacıyla içerisinde ülkemizin de bulunduğu on iki devlet tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihi ise 03.09.1953’tür.
Sözleşme, Türkiye tarafından 18.05.1954 tarihinde onaylanmıştır. 28 Ocak 1987 tarihinde Komisyon ve 12.12.1989 (22 Ocak 1990 tarihinde geçerli olmak üzere) tarihinde de Divan’ın zorunlu yargı yetkisini kabul etmiştir.[7]
Sözleşme, özü itibarıyla İnsan Hakları Evrensel Bildirisine fazlasıyla benzemekle birlikte Bildiriden farklı olarak denetim ile müeyyide mekanizmasına sahiptir. Sözleşmeyi uluslararası antlaşmalardan farklı kılan unsur, AİHS’nin taraf devletlerarasında karşılıklılık prensibine dayanmayan ve kişilerin temel haklarını taraf devletlerden herhangi birinin ihlâl etmesine karşı korumak için düzenlenen objektif yükümlülükler meydana getirmesidir.[8]
Sözleşmenin temel özelliklerinden ilki sözleşme ile birlikte birey, uluslararası hukukta da hak sahibi hale gelmiş ve insan haklarına ilişkin hukuka aykırılıklarda devlet aleyhine başvuru yapabilecek niteliği haiz olmuştur. Öte yandan sözleşme ile birlikte her sözleşen devlet, birbirini de denetleyebilecek hale getirilmiştir.
Ayrıca sözleşmeden doğan yükümlülükler nesnel olup sözleşme nazarında karşılıklılık ilkesi geçerli değildir. Yani sözleşen devletler tarafından insan haklarının ihlali halinde karşılıklılık koşulu vs. aranmaksızın koruma mekanizmaları devreye girebilecektir.
Öte yandan sözleşmenin tanıdığı haklardan sözleşen devlet sınırlarındaki yabancılar da faydalanabilecektir. Ayrıca sözleşme ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (yani uluslararası bir yargı mekanizmasının) ilk defa ulusal hukuk yönünden de bağlayıcılığı söz konusu olmuştur. Sözleşenlerin çekince koyma hakkı da kısıtlanmıştır.[9]
2. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN İÇ HUKUKTAKİ YERİNE DAİR GENEL DEĞERLENDİRME
Devletlerin ikili yahut çok taraflı olarak birbirleri arasında veya uluslararası örgütlerin çatısı altında yaptıkları hukuken bağlayıcı taahhütleri uluslararası anlaşma olarak tanımlamak mümkündür.[10] Kuşkusuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de nitelik olarak uluslararası anlaşmadır. Bu açıdan konuya yönelik iç mevzuat hükümlerimiz değerlendirildiğinde;
Anayasa’nın 90. maddesi gereğince “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır”.
Anılan hükmün ilk incelemesinden, Uluslararası Anlaşmaların kanun hükmünde olduğu anlaşılmaktadır. Ancak hükmün devamının kaleme alınışından, sözleşmenin niteliğinin temel hak ve özgürlüklere ilişkin olması kıstasına göre farklı hukuki statüye haiz olacağı anlaşılmaktadır.
Buradan hareketle hüküm değerlendirildiğinde; insan haklarıyla ilgili anlaşmaların yerinin, net bir şekilde kanun üstü bir konumlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla kanun ile uluslararası anlaşma arasında farklı hükümlerin bulunması durumunda anlaşma hükmüne üstünlük tanınması gerekmektedir (hükümdeki aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır şeklindeki lafızdan da bu tespite açıkça ulaşılabilecektir).
Ancak burada belirtmek gerekir ki, insan haklarına ilişkin olmayan konulara dair yapılan anlaşmaların yeri ise, kanunlarla aynı noktadır (hükmün ilk fıkrasındaki cümleden bu sonuca ulaşılabilecektir).[11]
Bu noktada maddede kanunlardan söz edildiği, bu durumda sözleşme ile Anayasa arasında bir çatışma durumu söz konusu olduğunda sözleşmenin uygulanıp uygulanamayacağı sorunu doğmaktadır. Burada da Anayasa’nın 90. maddesi gereği konunun insan haklarına ilişkin olup olmamasına göre ikili bir ayrım yapmak gerekir. Şöyle ki;
Öncelikle uluslararası anlaşma insan haklarını ilgilendirmiyor ise (yani temel hak ve özgürlüklere ilişkin değilse) anlaşma zaten kanun hükmünde olacağından ve kanunlar da normlar hiyerarşisinde Anayasa’nın altında olduğundan Anayasa’nın uygulanması gerekecektir.
Öte yandan, uluslararası anlaşma insan haklarını ilgilendiriyor ise (yani temel hak ve özgürlüklere ilişkinse) bu durumda kanun koyucunun iradesini incelemek gerekir. Kanun koyucunun iradesinde insan haklarını ilgilendiren uluslararası anlaşmaların Anayasadan üstün olduğunun benimsenmesi halinde bu durumda maddede “kanun” lafzı yerine “Anayasa” lafzının tercih edilmesi gerekirdi (keza böylesi bir tercih durumunda Anayasa halihazırda normlar hiyerarşisinde kanunlardan üstün olduğundan maddede ayrıca kanun yazması da gerekmezdi). Bu durumda kanun koyucunun iradesinin uluslararası anlaşmaları yalnızca kanundan üstün tutmak yönünde olduğu sonucuna ulaşılacaktır ki gerçekten de Anayasa’nın şekli ve maddi üstünlüğü, normlar hiyerarşisinde en üst sırada bulunması, bağlayıcılığı vs. bir arada değerlendirildiğinde kanun koyucunun ilgili maddede “Anayasa” değil de “kanun” lafzını tercih etmesi yerindedir.
Başka bir anlatımla Anayasanın şekli ve maddi üstünlüğü bulunmaktadır. Devletin tüm organlarının varlığı ve yetkilerinin kaynağı Anayasadır. Anayasa kuralları eşdeğerdedir ve hiçbirinin diğerine mutlak üstünlüğü yoktur. Böyle olunca, bir Anayasa hükmü ile uluslararası sözleşme hükmü çatıştığında, Anayasanın uluslararası hukuka yollama yapan hükmü üstün sayılıp, uluslararası sözleşme ile çatışan hükmü ihmâl etmek demek, Anayasa kuralları eşdeğer değil sonucunu doğurur.[12]
Diğer taraftan hukuk normları arasında ve buna paralel olarak bu normları koyan organlar arasında bir hiyerarşi vardır. Anayasa kanundan üstündür; çünkü kanunu Meclisin adi çoğunluğu, Anayasayı ise kurucu iktidar koymuştur ve ancak tali kurucu iktidar, yani Meclisin üçte ikilik nitelikli çoğunluğu değiştirebilir. Öte yandan, uluslararası sözleşme ile kanun arasında hiyerarşi kurulamaz; çünkü her ikisi de Meclisin adi çoğunluğuyla kabul edilirler. O hâlde uluslararası sözleşmelere kanun üstü bir değer atfedilemez.[13]
Bu itibarla; Anayasa, bir devletin en yüksek hukuk kuralı olup, normlar hiyerarşisinde en üst sırada bulunmaktadır. Anayasa ile uluslararası sözleşmenin çatışması durumunda Anayasa üstün tutulmalıdır.[14]İlke olarak uluslararası sözleşmeler ile kanunların birbirlerine üstünlüğü yok ise de, sadece temel haklara ilişkin sözleşmeler, Anayasa’da öngörülen koşul ve sınırlamalar içerisinde yasalara aykırı olabilir.[15]
Gelecek yazımızda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin İç Hukuktaki Yeri yüksek mahkeme içtihatları çerçevesinde irdelenecektir.
[1]DEMİRKOL, Selami; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargılaması Nedeniyle Türk Mahkeme Kararlarının Alenileşmesi, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Haziran 2013, s.106.
[2]ZAFER, Hamide; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının İç Hukukumuzdaki Yeri (Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme), Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C: 8, S:2, Aralık 2013, s.121.
[3]ÜNAL, Şeref; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye, Adalet Dergisi, C:1999 S:1, Ankara, s. 9.
[4]AKDOĞAN, Buğra; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları ve İç Hukuka Etkisi, Genç Hukukçular Hukuk Okumaları, s.103.
[5]GÖZÜBÜYÜK, Şeref; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Bireysel Başvuru Hakkı, İnsan Hakları Yıllığı, 1987, C:9,S:3 s.3.
[6]ALAN, Nuri; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İdari Yargı adlı paneldeki açılış konuşması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İdari Yargı, Ankara, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2003, s. 15.
[7]AKDOĞAN, Buğra; a.g.e. s. 103.
[8]BİRTANE, Şermin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının Türk İdari Yargı Karalarına Etkileri Tez Çalışması, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2007 s.17.
[9] Sözleşmenin özelliklerine ilişkin daha detaylı bilgi için bkz: Akyüz, Volkan; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının İdari Yargı Kararlarına Etkisi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, 2010 s.14.
[10]BİLGİN, Ahmet Burak; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin İç Hukuktaki Yeri, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C:22, S:1, 2016, s.81.
[11]Benzer yönde değerlendirme için bkz: BİLGİN, Ahmet Burak; a.g.e., s. 117.
[12]ETHEM, Atay; Uluslararası Antlaşmaların İç Hukuktaki Yeri ve İdareyi Bağlayıcılığı, Hukuk Kurultayı 2000, s.412
[13]GÖZLER, Kemal; Milletlerarası Andlaşmalara Kanun Üstü Bir Değer Tanınabilir mi? (Anayasa Değişikliği Teklifi Hakkında Bir Eleştiri)”, www.anayasa.gen.tr/madde90.htm. (erişim tarihi: 28.11.2025)
[14] ATAR, Yavuz: Türk Anayasa Hukuku Konya, 2012, s.353.
[15] PAZARCI, Hüseyin Uluslararası Hukuk, Ankara, 2007, s.28

