Estetik cerrahlar, mesleklerinin niteliği gereği diğer cerrahlara oranla çok daha yüksek bir dikkat ve özen yükümlülüğü altındadır. Bu durum, estetik cerrahların sorumluluk alanını da doğal olarak diğer hekim ve cerrahlara kıyasla daha geniş hale getirmektedir.
Estetik cerrahi müdahaleleri, kişilerin dış görünüşlerinde doğrudan değişiklik meydana getirmesi bakımından diğer cerrahi işlemlerden ayrılmaktadır.
Bu tür operasyonlarda güzellik ve estetik görünüm ön plandadır; dolayısıyla bu işlemleri gerçekleştiren cerrahların özen borcu da artmaktadır. Estetik cerrah, yalnızca tıbbî bilgi ve tecrübesiyle değil, aynı zamanda el becerisiyle de bir tür “eser” ortaya koymakta, adeta sanatçı titizliğiyle hareket etmektedir.
Mevzuatımızda, ne hekimlerin genel sorumluluğuna ne de estetik cerrahların özel durumuna ilişkin açık bir düzenleme yer almamaktadır. Bu nedenle, estetik cerrahi müdahalelerden doğan hukukî uyuşmazlıklar da, diğer hekimlik uygulamalarında olduğu gibi, Borçlar Hukuku’nun genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Hatalı ya da başarısız sonuçlanan bir estetik operasyon sonrasında mağdur olan kişiler, uğradıkları hem maddi hem de manevi zararların giderilmesi için dava açma hakkına sahiptir. Yargıtay uygulamalarında estetik operasyonlar çoğunlukla eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmektedir. Bu durum, estetik cerraha yalnızca tıbbî bir müdahaleyi doğru şekilde gerçekleştirme değil, aynı zamanda hastasına vaat ettiği “güzelleşme sonucunu” elde etme yükümlülüğü de yükler. Beklenen sonuç gerçekleşmediğinde ise bu durum ayıplı ifa olarak kabul edilir.
Maddi tazminat, operasyonun olumsuz sonucu nedeniyle kişinin uğradığı ekonomik kayıpları kapsar. Bunlara, yapılan tedavi ve ameliyat giderleri, gerekebilecek revizyon operasyonlarının masrafları, geçici ya da kalıcı iş gücü kaybı, kazanç kayıpları, ayrıca tedaviyle bağlantılı ulaşım ve konaklama harcamaları dâhildir.
Manevi tazminat ise, kişinin yaşadığı üzüntü, hayal kırıklığı, psikolojik etkilenme, toplumsal hayattan geri çekilme ve yaşam kalitesinde meydana gelen düşüş gibi manevi zararların karşılığıdır. Mahkeme, olayın niteliğini ve tarafların sosyal-ekonomik durumlarını göz önüne alarak, hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmeder.
Estetik ameliyat sonucu mağdur olan hastanın hakları şu şekilde sıralanabilir:
1 ) Hastada geçici ya da kalıcı bedensel zararların oluşması halinde, bu zararlar için maddi ve manevi tazminat isteme hakkı doğar.
2) Tedavi sürecinin gereksiz şekilde uzatılması veya tıbbî açıdan zorunlu olmayan işlemlerle hastanın yıpratılması durumunda tazminat sorumluluğu doğar.
3) Gerek duyulmayan ameliyat veya tedavi uygulanması halinde, bu durumdan kaynaklanan zararların giderilmesi amacıyla tazminat talep edilebilir.
4) Hastanın veya yakınlarının bilgilendirilmeden, açık rızası alınmadan tedaviye başlanması ya da ameliyat yapılması, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali sayılır ve tazminat sorumluluğu doğurur.
5) Hekimin meslek sırrı niteliğindeki bilgileri paylaşması ya da gizlilik yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde, hasta manevi tazminat talep edebilir.
6) Hastaya gereksiz tedavi masrafları yüklenmesi veya haksız şekilde yüksek ücret talep edilmesi halinde, uğranılan zararın tazmini istenebilir.
Sonuç olarak, estetik cerrahi alanı yalnızca tıbbî bir müdahaleden ibaret değildir; aynı zamanda kişinin bedeni, psikolojisi ve özgüveni üzerinde doğrudan etkisi bulunan, yüksek özen gerektiren bir alandır. Bu nedenle estetik cerrahlar, hem meslekî bilgi ve becerilerini en üst düzeyde kullanmak hem de hastalarına taahhüt ettikleri sonucu dürüstlük ve dikkatle yerine getirmekle yükümlüdür. Aksi hâlde, ortaya çıkan olumsuz sonuçlar sadece fiziksel değil, derin psikolojik ve sosyal etkiler de yaratmakta; bu durumda hastalar, hukuk önünde hem maddi hem manevi tazminat talep etme hakkına sahip olmaktadır.

