Dolandırıcılık, doğru davranma ve iyiniyet kurallarına aykırı hareket ederek kişileri aldatıp iradelerini yanıltmak suretiyle malvarlıkları üzerinde tasarruf etmelerini sağlamak olarak tanımlanmaktadır (MARINI, Giuliano, “Truffa”, Novissimo Digesto Italiano, Vol. XIX, Milano, 1976, s. 866).Nitekim TCK’da da anılan suçun gerekçesine ilişkin olarak “…dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır…” şeklinde açıklama yapılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.02. 2017 tarihli, 2014/419 esas ve 2017/66 sayılı kararında dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için “…fail tarafından hileli davranışlar yapılmalıdır…mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım davranışlarda bulunulmalıdır… fail tarafından yapılan hileli davranışlar bir kimseyi aldatabilecek nitelikte olmalıdır… mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlanmalıdır. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, nesnel kişisel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarardır… ” şeklinde kıstaslar belirlenmiştir.
Dolandırıcılık suçu açısından hile, başkasının iradesi üzerinde etki edebilecek yanıltıcı nitelikteki her türlü davranışı ifade eder (SMITH, John/HOGAN, Brian, Criminal Law, 9. Ed, Butterworths, London, 1999, s. 552). Bu minvalde fail, hileli davranışlarıyla aldatılan kişinin iradesinin kendi istediği biçimde oluşmasını ve gerçeği bilseydi muhatabın kabul etmeyeceği yönde davranmasını sağlamaktadır. Zarar ise; mağdurun malvarlığının pasifinde artışa, aktifinde azalma meydana gelmesi hali olarak tanımlanmaktadır. Bu açıklamalar ışığında;
Önceden doğan bir borç nedeniyle sonradan senet düzenlenip verilmesi halinde, borç daha önce oluştuğundan senet ile arasında nedensellik bağı bulunmayacağı, bu nedenle hile unsurunun oluştuğu kabul edilemeyecektir. Başka bir anlatımla önceden doğmuş bir borçtan dolayı sanığın, mağdura karşı hile ve desiseler kullanarak edimini yerine getirmemesi, menfaat daha önceden elde edilmiş olduğundan dolandırıcılık suçunu oluşturmayacaktır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.03.1998 gün, 8/69 sayılı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.09.2005 tarihli, 2005/6-59 esas ve 2005/107 sayılı kararı)
Nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 30.11.2016 tarihli, 2015/5445 esas ve 2016/7969 sayılı kararında “…önceden doğmuş bir borçtan dolayı sanığın, mağdura karşı hile ve desiseler kullanarak edimini yerine getirmemesi, menfaat daha önceden elde edilmiş olduğundan dolandırıcılık suçunu oluşturmayacaktır. Olayda sanıkların, önceden alım-satım nedeniyle …’e borçlanmış olması nedeniyle, bu borcun hileli hareketler ile kapatılması için sahte senetler verilmesi durumunda, dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşması olanaksızdır…” şeklinde gerekçe üzerinden önceden doğan borca yönelik sonradan senet verilmesi durumunda dolandırıcılık suçundan söz edilemeyeceği açık bir şekilde belirtilmiştir.

