Muris muvazaası, bir mirasbırakanın (muris), mirasçılarının miras hakkını tamamen veya kısmen ortadan kaldırmak amacıyla, gerçek iradesine uymayan hukuki işlemlerle malvarlığını üçüncü bir kişiye veya mirasçılarından birine devretmesi olarak tanımlanmaktadır. Literatürde bu kavram, mirasbırakanın mirasçılarını aldatarak terekesinden mal eksiltmesi eylemi olarak öne çıkmaktadır
Yargıtay kararlarına göre muris muvazaası, miras bırakanın (muris), mirasçılarından mal kaçırmak ve onları miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla yaptığı hileli (muvazaalı) hukuki işlemleri ifade eder. Bu kavram, Türk hukukunda Yargıtay içtihatları ile şekillenmiştir (Yargıtay HGK, 2021/1-2023/168; Yargıtay HGK, 2023/44-2023/1210). Muvazaa, genel olarak “irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık” olarak tanımlanmakta olup (Yargıtay 7. HD, 2021/7626-2023/1364), muris muvazaasında miras bırakan, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı bir taşınmazı, tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde açıklayarak devretmektedir (Yargıtay HGK, 2022/865-2024/293; Yargıtay HGK, 2021/234-2023/259).
Uygulama ve öğretide muris muvazaası, niteliği itibarıyla “nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa” türü olarak kabul edilmektedir (Yargıtay 1. HD, 2012/1874-2012/6266; Yargıtay HGK, 2022/595-2023/945). Bu muvazaa türünde miras bırakan, gerçekten bir sözleşme yapma ve taşınmazını devretme iradesine sahiptir. Ancak asıl amacı olan bağışlama iradesini, mirasçılarından mal kaçırmak için gizleyerek işlemi satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi gösterir (Yargıtay HGK, 2020/569-2022/1709). Muris muvazaasını diğer nispi muvazaalardan ayıran temel unsur, işlemin mirasçıları aldatmak ve onlardan mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır (Yargıtay HGK, 2019/729-2022/132). Görünüşteki sözleşmenin vasfı tamamen değiştirildiği için aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşıdığı belirtilmektedir (Yargıtay HGK, 2022/388-2024/97).
Hukuki Dayanak: 01.04.1974 Tarihli ve 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı
Muris muvazaası davalarının temel hukuki dayanağı, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararıdır (Yargıtay 1. HD, 2013/18141-2015/3683; Yargıtay HGK, 2022/1014-2023/1004). Bu kararda özetle şu sonuca varılmıştır: “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine (yeni TBK m. 19) dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine” hükmedilmiştir (Yargıtay HGK, 2023/855-2023/1073; Yargıtay HGK, 2019/729-2022/132).
Bu karar uyarınca, görünüşteki sözleşme (satış veya ölünceye kadar bakma) tarafların gerçek iradesine uymadığı için geçersizdir. Gizli sözleşme olan bağış sözleşmesi ise Türk Medeni Kanunu’nun 706., Türk Borçlar Kanunu’nun 237. ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen resmi şekil şartına uymadığından ebenfalls geçersizdir. Bu nedenle, miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar, tapu kaydının iptali için dava açma hakkına sahiptir (Yargıtay 1. HD, 2012/1874-2012/6266; Yargıtay HGK, 2017/1207-2019/325).
Muris Muvazaasının Tespiti ve İspat Yükü
Muris muvazaasına dayalı bir davanın kabul edilebilmesi için en temel şart, miras bırakanın işlemi yaparkenki gerçek irade ve amacının “mirasçılardan mal kaçırmak” olmasıdır (Yargıtay HGK, 2021/1-2023/168). Eğer miras bırakanın böyle bir amacı yoksa, 01.04.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’nın uygulanma olanağı bulunmamaktadır (Yargıtay HGK, 2023/44-2023/1210). Miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olduğunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması zorunludur (Yargıtay 1. HD, 2013/18141-2015/3683).
İspat yükü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi gereğince, muvazaanın varlığını iddia eden davacı tarafa aittir (Yargıtay HGK, 2019/479-2019/1178; Yargıtay HGK, 2020/631-2022/1710). Davacı taraf, bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilir (Yargıtay HGK, 2022/1014-2023/1004).
Değerlendirmede Dikkate Alınan Kriterler
Miras bırakanın gizlenen gerçek irade ve amacının tespiti genellikle zor olduğundan, Yargıtay kararlarında bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması ve birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Mahkemeler, murisin gerçek amacını ortaya çıkarmak için şu gibi somut olgulardan yararlanır:
- Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimler ve olayların olağan akışı (Yargıtay HGK, 2017/2339-2021/1138).
- Miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı (Yargıtay 1. HD, 2012/1874-2012/6266).
- Davalı yanın alım gücünün olup olmadığı (Yargıtay HGK, 2019/790-2022/310).
- Sözleşmedeki satış bedeli ile işlem tarihindeki gerçek değer arasındaki aşırı fark (Yargıtay HGK, 2020/569-2022/1709). Ancak tek başına bedeller arasındaki oransızlık muvazaanın kanıtı için yeterli değildir (Yargıtay 1. HD, 2013/18141-2015/3683).
- Taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki (Yargıtay 1. HD, 2009/3067-2009/4615).
- Miras bırakanın yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları (Yargıtay 1. HD, 2010/12759-2010/13025).
- Temlik edilen malın, miras bırakanın tüm mal varlığına oranı (Yargıtay HGK, 2021/234-2023/259).
Uygulama Dışında Kalan Haller
Yargıtay kararlarında, her mal devrinin muris muvazaası olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir. Eğer miras bırakan, sağlığında hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa, mal kaçırma kastından söz edilemez ve bu durumda 01.04.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanamaz (Yargıtay 1. HD, 2014/3223-2014/14325; Yargıtay 1. HD, 2011/5168-2011/10154). Ancak paylaştırmada makul ve hoşgörü sınırlarını aşan bir dengesizlik varsa veya sadece belirli mirasçılara pay verilmişse mal kaçırma amacının varlığı kabul edilebilir (Yargıtay HGK, 2020/194-2022/1357).

