onarıcı adalet ve insan hakları kapsamında uzlaşma ve anlaşma el sıkışma

İNSAN HAKLARI BOYUTUYLA ONARICI ADALET MEKANİZMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Bu çalışmada insanlığın var olduğu ve adalet anlayışının oluşmaya başladığı bilinen ilk toplumlardan beri örnekleri görülen türden yöntemleri bulunan onarıcı adalet kavramı; yirminci yüzyılda çok önemli değişiklikleri gündeme getirerek çağımızın en önde gelen kavramlarından biri olan insan hakları boyutuyla değerlendirilecektir.    

Onarıcı adalet hakkında onarıcı adalet kavramı, tarihsel gelişimi ve uygulamalarına ilişkin önceki yazımızı incelemek için tıklayınız.

İnsan hakları, doğuştan var olan ve insan olan herkesin vazgeçemeyeceği, devredemeyeceği mutlak hakları temsil eder. Başka bir anlatımla İnsan hakları, insanın insan olmasından kaynaklı doğuştan gelen hakları ya da insan olmanın gerekliliklerini yerine getirebilmesi için geliştirdiği taleplerdir.[1]

            İnsan haklarının sübuta erebilmesi, ancak adalet kavramının tecellisi ile mümkündür. Adalet kavramının ne olduğu ve nasıl tanımlanması gerektiği ortaya tam manasıyla konamamış[2] ise de Adalet isteme ya da adaletin talep edilmesi her çağda ve her coğrafyada “adaletsizliğe uğramış” olduklarını varsayanlar tarafından öne sürülmüştür.[3]

            Buradan hareketle İoanna Kuçuradi; adaletin tanımını yapmak için, adaletsizliğin ne olduğunun anlaşılması gerektiğini belirtmektedir. Bu metoda göre adalete zıt bir kavram olan adaletsizlik temel alınmakta ve adalet kavramı da zıttıyla tanımlanmaya çalışılmaktadır[4]. Çünkü adaletsizlik durumu somut dünyada açıkça görülebilmektedir. Adaletin ne olduğu veya ne olacağı, somut dünyada görülen bu adaletsizlik durumlarından yola çıkılarak tanımlanabilir[5].

            Marcus Tollius Çiçero, “adalet hissi insanlarda doğuştan mevcuttur” şeklindeki meşhur söylemi ile adaletin bir duygu, bir his olduğunu söylemektedir. Bu durumda insan haklarının sübuta erebilmesi için elzem olan adalet hissinin adaleti arayanlarda gerçekleşmesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla adaletsizlik iddiasında olan ve adalet hissi zarar gören insanların, insan haklarının gelişmiş olduğu toplumlarda bu iddialarına karşı bir cevap alarak adaletsizlik hislerinin giderilmesi gerekmektedir. Keza ancak adalet hissini, duygusunu hissedenlerin bulunduğu bir toplumda insan haklarının sübuta erdiği ve amacını gerçekleştirdiği söylenebilir.

            İşte onarıcı adalet, fail ile mağduru bir araya getirerek, failin kendisini mağdur yerine koyması, mağdurun durumunu anlayabilmesi ve mağdurun zararının ortadan kaldırılması hususunda karşılıklı bir anlaşmanın sağlanmasını amaçladığından[6] bir anlamıyla adalet duygusunun toplumda tazminini hedeflemektedir. Gerçekten de mekanizmanın aktif olarak işletilmesi sonucunda fail, yaptığı fiil sonucu meydana gelen zararı görecek, bu zararı karşılayacak ve bir daha buna benzer bir hareket gerçekleştirmekten kaçınacaktır. Mağdur da aynı şekilde zararı karşılanmış ve zararı veren ile yüzleşmiş olacak, mağduriyeti her anlamıyla (koşullarının oluşması durumunda maddi ve manevi) giderilecektir. Yani adaletsizlik iddia eden taraflar, onarıcı adalet mekanizması ile adalet hissi ve duygusuna yeniden kavuşacaklardır.

            Tüm bu açıklamalar ışığında; temel hareket noktası fail ile mağdur arasındaki diyalog[7] olan onarıcı adalet mekanizması ve uygulamalarının, insanın hakları yönünden elzem olan adaletin sübutunda etkili olacağı, bu nedenle de onarıcı adalet uygulamalarının artırılmasının, teşvik edilmesinin insan haklarının sübutuna katkı sağlayacağı açıktır.

         

    İoanna Kuçuradi’nin söylemi ile adalet üst ilkesi; “toplumsal ve siyasal ilişkilerin düzenlemesini belirleyen ilkelerin, dolayısıyla yasaların ve genellikle pozitif hukukun, her tarihsel anda, mevcut koşullara temel insan haklarının bilgisinin ışığı altında bakılarak türetilmesinin istemi…” şeklinde nitelendirilebilir[8]  . Bu açıdan bakıldığında insan haklarının varlığı ve karşılanması, adalet üst ilkesinin karşılanmasına bağlıdır. Haliyle de bir toplumda insan haklarının karşılanıp karşılanmadığı incelenirken üst ilke olarak “adalet” kavramının karşılanıp karşılanmadığı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme yapılırken de toplumda sübuta eren adaletsizliklerin giderilip giderilmemesi ve giderildikten sonra toplumda adalet hissinin, duygusunun sübuta erip ermediği incelenir.    

            Cezalandırıcı adalet sisteminde suçtan kaynaklanan zararların tam olarak telafi edilemeyişi, muhakeme sırasında fail-mağdur ve toplumun pasif durumu, cezalandırma metodunun faili yeniden topluma kazandırmaması, caydırıcılığı tam olarak sağlayamaması, husumetin giderilememesi ve taraflar arasındaki sulhun sağlanmaması, iş yükünün çok artması nazarında sistemin tıkanması gibi sebepler[9] nazarında üst ilke olarak adalet tam anlamıyla sübuta ermemektedir.

            Onarıcı adalet, cezalandırıcı adaletin tam da bu sorunlarına müdahalede bulunarak merkezde mağdur bulunması sebebiyle, cezalandırıcı adalette yapılan yargılamalarda mağdurun göz ardı edilmesi ile ortaya çıkan sıkıntıların giderilmesi ve mağdurun ikinci kez mağdur olmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır.[10]

            Özetle, ülkemizde gitgide daha yoğun bir şekilde toplumun her kesimi tarafından hissedilen cezalandırıcı adalet sisteminin sorunlarına çözüm olarak bir takım değişiklikler yapılarak onarıcı adalet uygulamalarının hukuk sistemimize daha fazla uygulanacak şekilde kazandırılmasının; mağdurun zararının giderilmesi, failin topluma yeniden kazandırılması, iş yükünün ciddi oranda azalması, toplumda kaybolan adalet hissinin yeniden uyanmasında ve haliyle de insan haklarının fiilen sübuta ermesinde katkıda bulunacağı sonucuna ulaşılacaktır.


[1] DEMİRDAL, Mustafa Balkan: İnsan Haklarının Temellendirilmesine Yardımcı Bir Kavram: Adalet İlkeler, İnsan Hakları Yıllığı C:37, 2019 s.2

[2] ÇEÇEN, Anıl: Adalet Kavramı, Turhan Kitabevi, Ankara, 2003, s. 7.

[3] DEMİRDAL, Mustafa Balkan; (a.g.e.) s.3

[4] Shklar, Judith: The Faces of Injustice; Yale University Press, New Heaven, 1990, s.18

[5] Cahn, Edmond N.: The Sense of Injustice, New York University Press, New York, 1949, s. 13 – 14.

[6] BAYTAZ, Abdullah Batuhan: Onarıcı Adalate Genel Bir Bakış İstanbul Hukuk Mecmuası C. 71, S. 1. s.126

[7] BAYTAZ, Abdullah Batuhan: (a.g.e.) s.127

[8] DEMİRDAL, Mustafa Balkan: (a.g.e.) s.11

[9] Detaylı bilgi için bkz: ÇİFTCİOĞLU, Cengiz Topel: Onarıcı Adalet Sistemine Dair Genel Bir İnceleme, Fasikül Hukuk Dergisi, C: 7, S: 66, 2015. s. 41-43

[10] BAYTAZ, Abdullah Batuhan: (a.g.e.) s.126


Yazar

  • Av. Kadir Çelik

    Kadir Çelik, Hukuk Portal platformunun kurucularından olup avukatlık mesleğini ifa etmektedir. Meslek hayatına ağırlıklı olarak Ceza Hukuku, İdare Hukuku ve Tazminat Hukuku gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteren hukuk bürolarında başlamış olup edindiği tecrübeler ve görüşleri Hukuk Portal üzerinden diğer hukukçulara ve vatandaşlara aktarmayı hedeflemektedir. Kurucumuz, aynı zamanda Çankaya Üniversitesi Kamu Hukuku Tezli Yüksek Lisans Programı’na devam etmektedir.

    İletişim Bilgileri:
    E-posta: avcelikkadir@outlook.com
    Telefon: +90 543 407 0490

    Tüm makalelere göz atın

Bir Cevap Yazın

Hukuk Portal sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin