Bu çalışmada, kesin nitelikte veya istinaf-temyiz incelemesi görmeksizin kesinleşen HAGB kararı hakkında kanun yararına bozma yoluna başvurulup başvurulamayacağı değerlendirilecektir.
Öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2022 tarihli, 2022/2842 esas ve 2022/4405 sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.01.2022 tarihli, 2017/1437 esas ve 2022/15 sayılı; 30.09.2021 tarihli, 2017/1455 esas ve 2022/1117 sayılı; 27.04.2021 tarihli, 2017/1732 esas ve 2021/529 sayılı kararı vs...).
Nitekim Danıştay 12. Dairesi’nin 12.02.2013 tarihli, 2010/1591 esas ve 2013/439 sayılı kararında “…5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesi uyarınca söz konusu mahkumiyet hükmü davacı hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağından davacı lehine gerçekleşen bu gelişme dikkate alınacak ve davacının görevine son verilemeyecektir...” şeklinde gerekçe olarak HAGB kararının esasen hüküm niteliğini haiz olmadığı ve davacı hakkında herhangi bir hüküm doğurmayacağına vurgu yapılmıştır.
Yine duruma yönelik olarak Anayasa Mahkemesi birçok kararında (örneğin bkz. Ali Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013) HAGB’nin –sanığa yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezaya hükmedilmesi hâlinde– hükmün açıklanmasının belirli şartların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmesi anlamına geldiğini belirtmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine göre, yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası ise HAGB kararı verilebileceğini, anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında HAGB’nin kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade ettiğini, öte yandan aynı Kanun’un 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hüküm niteliğindeki kararlar arasında HAGB kararının sayılmadığını vurgulamıştır. HAGB’nin uyuşmazlığın esasını karara bağlamadığını, yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir karar niteliğinde olmadığını ve bu kapsamda nihai bir sonuç da doğurmadığını değerlendirmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi HAGB kararının suçluluğu tespit eden bir karar olarak kabul edilmesinin başta masumiyet karinesi olmak üzere temel hakları ihlal edebileceğine dikkati çekmiştir (Ümmügülsüm Salgar [GK], B. No: 2016/12847, 21/10/2021, § 85).
Öte yandan, HAGB niteliği itibarıyla her ne kadar hüküm niteliğinde değil ise de doğurduğu sonuçların ayrıca değerlendirilmesi gerekir. CMK’nun 231/5. maddesinde sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmadığı belirtilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar esasında kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurmaktadır (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, 13. Bası, İstanbul, 2016, s. 779-780).
Bu yönüyle değerlendirildiğinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını da bir mahkumiyet hükmü oluşturduğu, bu mahkumiyet hükmünün içerik itibarıyla açık hukuka aykırılıklar barındırması halinde denetimine olanak vermemenin hak kaybı doğuracağı açıktır.
Tüm bu açıklanan nedenlerle sonuç olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kesin olarak karar verilmesi veya tesis edilen HAGB kararının yasa yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde anılan kararın kanun yararına bozulması yönünde talepte bulunulması mümkündür.
Nitekim Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 08.04.2025 tarihli, 2024/753 esas ve 2025/3999 sayılı kararında “…temyiz veya istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddî boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği…” şeklinde hüküm tesis edilmiştir.

