AİHM kararları ve iç hukuka etkisi çalışma serimizin beşinci yazısında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ceza yargılamasına etkisini incelemiştik.(bkz: https://hukukportal.net/aihm-kararlari-ve-ic-hukuka-etkisi-serisi-5-avrupa-insan-haklari-mahkemesi-kararlarinin-ceza-yargisina-etkisi/) Bu yazımızda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının medeni yargıya etkisi irdelenecektir.
Medenî yargıdaki kararlara karşı başvurulacak bireysel başvuru olanağı, yardımcı bir kanun yolu olmayıp temel hakların ve temel hak benzeri hakların usûlî korunması için kendine özgü bir hukukî çaredir[1]. Bu imkân, yargılamanın yenilenmesi gibi bir olağanüstü kanun yolu da değildir; yasama ve yargı organının temel hakları ihlâline karşı tanınmış olan özel bir düzenlemedir.[2]
Bireysel başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tesis edeceği ihlal kararının medeni yargıya etkisi ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan düzenleme uyarınca “Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” hali yargılamanın iadesi sebeplerinden sayılmıştır.
Yargılamanın iadesi sebepleri, 6100 sayılı Kanun’un 375. maddesinde sınırlı olarak sayılmış olduğundan ancak belirtilen bu önemli, özel ve sınırlı hallerde bu yola başvurulabilir. Bunlar dışındaki bir sebepten dolayı yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. Bir başka deyişle, maddede sayılan yargılamanın iadesi sebepleri kıyas yoluyla genişletilemez. Yargılamanın iadesi, 6100 sayılı 374. maddesinde belirtildiği gibi kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı istenilebilir, Dolayısıyla, bir karar henüz kesinleşmemiş ise sınırlı olarak sayılan sebeplerden biri mevcut olsa bile, hüküm kesinleşmeden yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi söz konusu değildir.[3]
Örneğin başvurucunun bireysel başvurusu üzerine tesis edilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Dairesi’nin bir kararında[4] başvurucuya ilişkin olarak “kararının sonuç kısmının 2. ve 3. fıkralarında hak ihlalinin bulunduğuna dair” karar verilmiştir. Bunun üzerine başvurucu ilk derece mahkemesinden yargılamanın iadesini talep etmişse de yerel mahkemece 19.04.2016 tarihli karar ile “şartları oluşmadığından yargılamanın iadesi talebinin reddine” karar verilmiştir.
Devamında davacı tarafından yerel mahkeme kararına karşı hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle temyiz kanun yoluna başvurulmuş ve uyuşmazlık Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce incelenmiştir. Yüksek mahkeme kararında[5] “…davacının dava dilekçesinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) nin başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nin 12/01/2016 tarihli “Demokratik Toplum Partisi ve Diğerleri Türkiye’ye Karşı” kararının sonuç kısmının 2. ve 3. fıkralarında hak ihlalinin bulunduğuna dair kararın yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak belirtilmesine rağmen mahkemece bu kapsamında bir değerlendirme yapılmamıştır. O halde, mahkemece Demokratik Toplum Partisi (DTP) nin başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nin 12/01/2016 tarihli “Demokratik Toplum Partisi ve Diğerleri Türkiye’ye Karşı” kararının sonuç kısmının 2. ve 3. fıkralarında hak ihlalinin bulunduğuna dair kararın HMK’nun 375. maddesi kapsamında yer alan koşulların somut olayda oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekir. Anılan yön gözetilmeden yerinde olmayan yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…” şeklinde hüküm tesis edilerek AİHM’in ihlal kararı karşısında yargılamanın iadesinin şartları itibarıyla oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, yani tek başına şartların oluşmadığının belirtilmesinin hukuka aykırı olduğu, şartlarının oluşması halinde yargılamanın iadesi talebinin kabul edilmesi ve işin esasının incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Burada ayrıca belirtmek gerekir ki; yukarıda da izah edildiği üzere AİHM’in vereceği kararlar tek başına “ihlal tespitinden” ibaret olmadığından, yani adil tazminat yönünde başta olmak üzere farklı kararlar da verilebileceğinden başvuranın lehine olan tüm kararların HMK m. 375 kapsamında yargılamanın iadesine sebebiyet vermeyeceği açıktır.
Nitekim duruma yönelik Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında[6] “…İnsan Hakları Mahkemesinin, incelediği kesin hükümde adil yargılanma hakkına aykırı davranıldığına ilişkin her tespiti, yargılamanın yenilenmesi sebebi değildir. Örneğin, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali, yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılmaz, çünkü bu durumda adil yargılanma hakkının ihlali tazminatla giderilecektir. Aksine yeniden yargılama yapılmasının, yargılamayı daha da uzatmaktan başka bir yararı olmayacaktır. Buna karşılık hukuki dinlenilme hakkına aykırılık sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlali yeniden yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılır. Yine tarafın mahkemeye usulüne uygun olarak davet edilmeden aleyhine hüküm verilmesi, savunma hakkını kullanma olanağı verilmemesi, delil sunmasına izin verilmemesi hukuki dinlenilme hakkının ihlali sayılacaktır. Bu durumda ihlal edilen hukuki dinlenilme hakkı sağlanarak yeniden yargılama yapılacak ve hüküm verilecektir…” şeklinde açıklama yapılarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik tesis edilen her AİHM kararının yargılamanın iadesine sebebiyet vermeyeceği, özellikle hukuki dinlenilme hakkına yönelik ihlal tespitlerinin yargılamanın iadesi sebebi sayılacağı belirtilmiştir.
Tüm bu açıklananlar ışığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının medeni yargıya etkisinin şartları oluşması ve süresinde başvurulması halinde yargılamanın iadesine sebebiyet olması olarak izah etmek mümkündür.
[1]PEKCANITEZ, Hakan; Mukayeseli Hukukta Medeni Yargıda Verilen Kararlara Karşı Anayasa Şikâyeti, Anayasa Yargısı Dergisi, Y. 1995, C. 12, s.213-215.
[2]PEKCANITEZ, Hakan; Anayasa Mahkemesi’nin 56. Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen “Bireysel Başvurunun 5. Yılının Değerlendirilmesi” Konulu Sempozyumda Sunulan Bildiriler s.76, Anayasa Mahkemesi Konferans Salonu Ankara, 2018.
[3] Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 28.04.2023 tarihli, 2021/5 esas ve 2023/2 sayılı kararı
[4] AİHM 2. Dairesi’nin 12.01.2016 tarihli,3840/10 başvuru numaralı Demokratik Toplum Partisi (DTP) vd/ Türkiye kararı
[5] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 29.03.2018 tarihli, 2017/5034 esas ve 2018/2463 sayılı kararı
[6] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.05.2015 tarihli, 2014/2489 esas ve 2015/1475 sayılı kararı

