Bu yazımızda, uygulamada bolca karşımıza çıkan Franchise sözleşmelerine rekabet yasağına ilişkin hüküm konulup konulamayacağı, ilgili Yargıtay içtihatları da ele alınmak suretiyle değerlendirilecektir.
Franchise sözleşmesinde franchise alanın borçlarından birisi de, franchise verenin menfaatlerini koruma ve sadakat borcudur. Sürekli bir borç ilişkisi olan franchise sözleşmesinde özel bir güven ilişkisi oluşmakta ve bu güven ilişkisinin devamını sağlamak amacıyla –açıkça kararlaştırılmış olmasa da– franchise alanın franchise verenin menfaatlerini koruma ve sadakat borcu bulunduğu kabul edilmektedir (KIRCA, Ç.: Franchise Sözleşmesi, Ankara 1997, s. 190-191.)
Bu borcun bir sonucu olarak da franchise alan sözleşme süresince rekabet yasağı ve sır saklama yükümüne, sözleşmenin doğası gereği zaten tâbidir. Franchise alan, franchise sözleşmesi sona erdikten sonra faaliyetlerinde serbest hâle gelecektir. Bu bağlamda franchise alan, sözleşme süresince elde ettiği bilgi ve tecrübeyi sözleşme sona erdikten sonra, franchise verenin faaliyette bulunduğu alanda kullanmak isteyebilir. Bu durum, franchise alanın bir anda franchise verenin rakibi olması ihtimalini doğurur. Franchise alanın sözleşme sırasında geçerli olan bu borcu, sözleşmenin sona ermesiyle birlikte ortadan kalkacağından, franchise alan sözleşme konusu alanda faaliyette bulunmak isterse artık çıkar çatışması kaçınılmaz hâle gelecektir. Nitekim serbest piyasa ekonomisinde kişi ve işletmeler bir yandan başkalarıyla rekabet ederken, diğer yandan da işletmeye ait iş sırlarını, üretim, dağıtım, know-how gibi bilgileri rekabetçi piyasada, rakiplerden saklamak zorundadır. Zira günümüz ekonomisinde üretim, dağıtım ve ticarî sistem, bilgi ağırlıklıdır. Konumu gereği franchise sistemine dâhil olmuş, ticari ve teknik bilgilere vakıf kimselerin, işyerine ve işletmeye bağlanmaları ve rakiplere de söz konusu bilgileri sunmalarının önlenmesi giderek önem kazanmaktadır.
Haliyle de tarafların, franchise ilişkisi sonrasında yaşanacak rekabetten kaynaklı olarak oluşabilecek bu çıkar çatışmasını engellemek istemeleri kadar doğal bir şey olamaz.
Bu bağlamda Franchise sözleşmeleri sonrası için kararlaştırılan rekabet yasağının da franchise alanın sözleşmenin bitiminden sonra franchise verenle rekabet oluşturacak işleri kendi adına yapmamasını veya rakip bir işletmede çalışmamasını ya da böyle bir işletmeye ortak sıfatıyla katılmamasını sağlayıcı ve franchise alanın franchise verenin müşterileri tanımasından veya onun sırlarını bilmesinden doğan tehlikeleri önlemek için kararlaştırmış olması koşulunu ve rekabet yasağının diğer koşullarını karşılaması durumunda franchise sözleşmelerine de rekabet yasağı hükümlerinin eklenebileceği açıktır. (bkz: GÜRZUMAR, O. B.: Franchise Sözleşmeleri ve Bu Sözleşmelerin Temelini Oluşturan “Sistem”lerin Hukuken Korunması, s. 176;İstanbul 1995)
Bu noktada, bahsi geçen hükmün anayasal çalışma hakkına kısıtlama getirdiği ileri sürülebilecek ise de anayasal bir özgürlük olan çalışma hakkının sınırlandırılması Anayasanın 13. maddesi ve TBK m. 26 ve 27/f.1’e aykırı olmamak koşuluyla pekâlâ mümkündür.
Franchise sözleşmesi ilişkisinde, rekabet yasağına ilişkin hüküm konulup konulamayacağına örnek içtihatlar değerlendirilecek olduğunda;
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 08.02.2016 tarihli, 2015/13197 esas ve 2016/1134 sayılı kararında “…taraflar arasındaki sözleşme göz önüne alındığında, davalının sözleşme ile üstlendiği işi bağımsız yüklenici olarak yapacağı, bu bağlamda davalının davacının yanında çalışan bir kişi olarak kabulüne imkan bulunmadığı açık olup, aralarındaki ilişkinin hizmet akdi olarak değerlendirilme olanağı yoktur. Taraflar arasında bağıtlanan sözleşme ile, sözleşmenin sona erdirilmesinden itibaren iki yıl içerisinde, davalının sözleşme çerçevesinde yürüttüğü işe benzer ya da rekabet halinde … franchise alanının işi ile bir başka şekilde bağlı işi sözleşmenin geçerli olduğu ilçe sınırları dahilinde yapamayacağını açıkça kabul etmesi karşısında bu sözleşme hükmünün çalışma hürriyetine aykırı olduğu yönündeki değerlendirme doğru görülmemiştir…” şeklindeki gerekçe üzerinden, TARAFLAR ARASINDAKİ SÖZLEŞMENİN NİTELİĞİ İTİBARIYLA BAĞIMSIZLIĞI VURGULAMASI VE SÖZLEŞMENİN TARAFININ REKABET YASAĞINA İLİŞKİN HÜKMÜ KABUL ETMESİ GÖZ ÖNÜNE ALINARAK, franchise alanın işi ile bir başka şekilde bağlı işi yapamayacağına yönelik rekabet yasağı hükmünün geçerli olduğu kabul edilmiştir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 22.03.2016 tarihli, 2015/8973esas ve 2016/3170 sayılı kararında “…davacı vekili, müvekkilinin …. markası altında gayrimenkul tellallığı faaliyeti ile uğraştığını, davalının… markasının kullanım hakkını franchise şeklinde aldığını, müvekkili ile aralarında akdedilen sözleşmeyi feshettiğini, akdedilen sözleşmenin 4/10. mad göre davalının aynı bölgede sözleşmenin sona ermesinden itibaren 2 yıl süre ile davacı ile rekabet halinde benzer işlerde faaliyette bulunmayacağı açıkça taahhüt edilmesine rağmen, davalının 2 yıllık süreyi beklemeksizin, aynı bölgede davacı ile rekabet halinde faaliyet gösteren başka bir firmada çalışmaya başladığını, bu eylem ile davalının sözleşmenin 4.10 mad. ihlal ettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla 10.000 USD cezai şart tutarının dava tarihindeki …. efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsilini…” talep ettiği olayda yüksek mahkemece “…sözleşme çerçevesinde yürüttüğü işe benzer ya da rekabet halinde….. alanının işi ile bir başka şekilde bağlı işi sözleşmenin geçerli olduğu ilçe sınırları dahilinde yapamacağını açıkça kabul etmesi karşısında bu sözleşme hükmünün çalışma hürriyetine aykırı olduğu yönündeki değerlendirme doğru görülmemiştir. Bu itibarla, mahkemece dava konusu sözleşme hükmünün geçerli olduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi ve sözleşme hükmü çerçevesinde cezai şart koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmayıp hükmün bu nedenle bozulması gerektiğinden…” şeklinde gerekçe üzerinden marka kullanım hakkı franchise şeklinde alınan olayda rekabet yasağına ilişkin hükmün geçerli olduğu kabul edilmiştir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 09.04.2018 tarihli, 2016/9821esas ve 2018/2487sayılı kararında yerel mahkemece “…mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında alt imtiyaz ‘franchise’ sözleşmesinin yapıldığı, davacının sözleşme ile üstlendiğini edimlerine aykırı davranarak, imtiyaz veren dışındaki kişilerle ticari ilişkiye girdiğinin ibraz edilen defterlerinden sabit olduğu, taraflar arasında düzenlenen fesih sözleşmesi ile önceki sözleşmelerin feshedilmiş olduğu, fesih sözleşmesinin tehdit altında imzalatıldığına ve davacının iradesinin sakatlandığına ilişkin dosyada kanıt bulunmadığı, usulüne uygun şekilde düzenlenen fesih sözleşmesi uyarınca davacının davalıyı ibra ettiği, ibra sözlemesinde bulunan rekabet etmemeye yönelik maddelerin, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin niteliğine uygun olduğu, bu tür sözleşmelerde sözleşmenin sona ermesinden sonra alt imtiyaz sahibinin rekabet etmeme borcunun bulunduğu, sözleşmelerin 818 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte bulunduğu zamanda imzalanması karşısında genel işlem koşullarının uygulanmayacağı gerekçesiyle davanın reddine…” şeklindeki FRANCHİSE SÖZLEŞMESİNDE REKABET YASAĞININ GEÇERLİ OLDUĞUNU DEĞERLENDİREN yerel mahkeme kararı, yüksek mahkemece onanmıştır.

