Uygulamada Mahkemeler tarafından taraflara bilirkişi raporu tebliğ edilmeden hüküm tesisi cihetine gidildiği görülmekte olup bu nedenle işbu makalemizde durumun anayasal perspektifi yönüyle irdeleyeceğiz.
Bilindiği gibi silahların eşitliği ilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar arasında dengenin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında korunmasını ifade etmekte olup bu usul güvencesi gereğince uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmalıdır (Yüksel Hançer, B. No. 2013/2116, 23/1/2014, § 18). Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli yargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (Hüseyin Sezen, B. No: 2013/1793, 18/9/2014, § 38).
Bu durumda, uygulamada Mahkemeler tarafından özellikle bilirkişi raporları baz alınarak hüküm tesis edilirken ilgili bilirkişi raporlarının taraflara tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda da tebliğ edilmeden hükme esas alınan bilirkişi raporlarının ilgili olaylar nazarında önemi ortadadır. Uygulamada ise rapora dair tebligat yapılmadığından olay tarafları, bilirkişi raporundan GEREKÇELİ KARAR İLE BİRLİKTE HABERDAR OLMAKTADIR.
Mahkemelerin bu uygulaması, yani hükme esas alınan bilirkişi raporunun başvurucuya tebliğ dahi edilmemesi tarafların iddia ve savunma hakkını anlamsız hale getirmekte ve taraflar, özellikle idare karşısında olan yargılamalarda, idare karşısında orantısız düzeyde zayıf konuma düşmektedir. Keza silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (benzer yönde bkz: Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).
Bu bağlamda; taraflar hakkında tesis edilen hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraflara tebliğ dahi edilmemesi ve TARAFLARIN ANILAN RAPORU GEREKÇELİ KARAR İLE BİRLİKTE ÖĞRENMESİ durumunda taraflara, rapora itiraz edebilmesi adına raporun tebliğ edilerek makul bir süre tanınmaksızın hüküm tesis edilmesinin tarafların adil yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşılacaktır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 08.01.2020 tarihli, 2015/6802 başvuru numaralı Murat Yasan başvurusunda, davacıya hükme esas alınan bilirkişi raporunun tebliğ edilmediği olayda yüksek mahkemece “…başvurucuya hükme esas alınan bilirkişi raporuna yönelik yorumda/itirazda bulunma konusunda etkin ve pratik imkânların sağlanmamasının, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı ve bu bağlamda adil bir yargılamanın gerçekleşmediği…” sonucuna ulaşılarak silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği belirtilmiştir.
Yine paralel şekilde, Anayasa Mahkemesi’nin 19.11.2020 tarihli, 2018/20175 başvuru numaralı kararında; “…başvurucular Bölge İdare Mahkemesinin kesin nitelikteki kararına dayanak teşkil eden ve başvuruya konu uyuşmazlığın esasına yönelik teknik tespitler içeren 22/10/2017 TARİHLİ BİLİRKİŞİ RAPORUNDAN BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARI İLE HABERDAR OLMUŞTUR. Bu noktada başvuruculara Bölge İdare Mahkemesi kararına dayanak teşkil eden 22/10/2017 tarihli bilirkişi raporunu incelemeleri, yorumda ve itirazda bulunabilmeleri için pratik ve etkin bir imkânın sunulmamış olduğu…” şeklindeki tespite binaen “…bu nedenle başvuruculara hükme esas alınan bilirkişi raporuna yönelik yorumda/itirazda bulunma konusunda etkin ve pratik imkânların sağlanmamasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı ve bu bağlamda adil bir yargılamanın gerçekleşmediği …” şeklindeki gerekçe ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

