Uygulamada, işçilerin cezai yargılamalarda beraat etmelerine rağmen ceza yargılaması gerekçe gösterilerek geçerli fesih koşullarının oluştuğu ileri sürülmek suretiyle iş akitlerine son verildiği görülmektedir. Konuya yönelik olarak işçiler tarafından yapılan feshin haksız olduğu belirtilerek işe iade talepli davalar açılmakta ise de mahkemeler tarafından özetle “beraat kararlarının delil yetersizliğine dayandırıldığı, bu nedenle de şüphe feshi yönünden koşulların oluştuğu” gerekçesinden hareketle davaların reddedildiği anlaşılmakta olup bu çalışmada anılan kavramların ilişkisi adli ispat kuralları çerçevesinde değerlendirilecektir.
Şüphe feshi; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 08.04.2019 tarihli, 2019/1352 esas ve 2019/7992 sayılı kararında “…işçinin bir suç işlediğinden veya sözleşmeye aykırı davranışta bulunduğundan şüphe edilmesi ve bu yüzden taraflar arasında iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin yıkılması veya ağır biçimde zedelenmesi nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi hâli…” olarak tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere şüphe feshinin oluşabilmesindeki ön şart, işçinin suç işlediğinden şüphe edilmesi ve bu durumun objektif vakıalara dayanması suretiyle taraflar arasındaki güvenin tamamen yıkılması veya ağır biçimde zedelenmesidir.
Nitekim duruma ilişkin olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2018 tarihli, 2015/22-2715 esas ve 2018/1720 sayılı kararında şüphe feshinin oluşabilmesindeki kıstaslar “…şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması…” şeklinde belirtilmiş olup objektif anlamda güçlü bir şüpheye dayanmayan şüphe fesihlerinin geçersiz olduğu kabul edilmiştir.
Son olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 02/07/2020 tarihli, 2018/10286 sayılı kararında şüphe feshinin sınırlı uygulama alanına ve feshin hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi için gerekli şartlara ilişkin olarak; “…şüphe feshinin belirli olay ve olgulara dayanması, suç teşkil eden bir eylemin ya da ağır bir borca aykırılığın bulunması, şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olması, güven ilişkisini ortadan kaldırmaya elverişli olması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca işverenin şüpheyi doğuran olgularla ilgili olarak işçiyi dinlemesinin ve savunmasını almasının…” gerekli olduğu şeklinde çok açık tespitler yapılmıştır.
Bu doğrultuda güçlü şüphe oluşturacak düzeyde vakıaların bulunmadığı, işverenin bu vakıalara dayalı olgulara ilişkin olarak olayın aydınlatılması adına kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermediği, işçiyi dinlemediği ve savunmasını almadığı olaylarda şüphe feshinin oluşamayacağı açıktır.
Öte yandan CMK m.223/2-e uyarınca tesis edilen beraat kararlarının hukuki niteliği, atılı suça yönelik olarak suçun işlendiğine ilişkin her türlü şüpheden ari kesin delil elde edilememesi şeklinde özetlenebilir. Bu açıklamalar ışığında;
İş hukukunun ilkelerinden olan feshin son çare olması (ultimato rato) ilkesi ve ölçülülük ilkesi nazarında, işverenler tarafından kural olarak iş ilişkisinin ayakta tutulması yönünde irade gösterilmesi gerekli olup iş sözleşmesinin doğrudan sona erdirilmesi yönündeki tutum anılan ilkeler ile bağdaşmamaktadır.
Yine 30.06.1995 tarihli, 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kurulu kararındaki “…Yorum, yasaların uygulanmasında tabii ve zorunlu bir fikri faaliyettir. Adaletsizliği; daraltıcı ve düzeltici yorumla gidermek, uygulamacının başta gelen görevlerindendir. Yorum yapılırken birden fazla yorum yapılabiliyorsa lehe olan yorum yeğlenmeli, kabul edilmelidir…” şeklindeki temel yorum kuralı da göz önüne alındığında; cezai yargılama neticesinde atılı suç hakkında beraat kararı tesis edilen işçiler hakkında adeta iş hukukunun yegane ilkelerinden olan işçi lehine yorum, feshin son çare olması, ölçülülük ilkelerini yok sayarak ve adaletsizlik doğuracak biçimde BERAAT KARARININ DAHİ DAR YORUMLANARAK İŞ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERDİRİLMESİ hukuka aykırı olacaktır.
Kaldı ki adli ispatın temel kurallarından birisi de olumsuz olan ispat edilemez (Nihat Yavuz: Adli İspat, Adalet Dergisi, 1977/5-6, s.142) kuralıdır. Bu açıdan değerlendirildiğinde beraat kararının delil yetersizliğine dayanması gerekçe gösterilerek şüphe feshinin koşullarının oluştuğunun kabul edilmesi, aynı zamanda işçilere suçu işlemediğini ispat etme yükü yüklemekte olup bu durum da adli ispatın menfi ispatın mümkün olmaması kuralı ile de açıkça ters düşmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında; ceza yargılamaları gerekçe gösterilerek iş sözleşmeleri geçerli nedenle feshedilen işçilerin delil yetersizliği nedeni ile beraat etmesi durumunda, tek başına beraat kararının delil yetersizliğine dayanması gerekçe gösterilerek şüphe feshi yönünden koşulların oluştuğunun kabul edilmesi açıkça hukuka aykırı olacaktır. Bu bağlamda mahkemelerce şüphe feshi yönünden özellikle menfi olanın ispat edilemeyeceği kuralı, feshin son çare olması, işçi lehine yorum ve ölçülülük ilkeleri dikkate alınarak ceza yargılamasındaki vakıaların şüphe feshini objektif anlamda gerektirip gerektirmediği yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

