Sadakatsizlik nedeniyle ayrılık yaşayan bir çifti simgeleyen, yüzükler ve telefon mesajı detayının yer aldığı görsel

ALDATAN EŞ ÇOCUĞUN VELAYETİNİ ALABİLİR Mİ?

Türk Medeni Kanunu uyarınca boşanma davalarının en hassas ve kamu düzenini en yakından ilgilendiren sonucu, müşterek çocukların velayetinin kime bırakılacağı meselesidir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve taraflar arasında ciddi hukuki ihtilaflara yol açan temel yanılgı; boşanmaya sebep olan olaylarda (özellikle zina ve güven sarsıcı davranışlarda) tam kusurlu olan tarafın, bu kusuru nedeniyle velayet hakkını da kaybetmesi gerektiği inancıdır. Ancak Türk hukuk pratiği ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, “eş kusuru” ile “ebeveynlik yeteneği” kavramlarını birbirinden kesin çizgilerle ayırmaktadır.

Bu makalede, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışların velayet tayinindeki rolü, Yargıtay emsal kararlarındaki görüşleri ve “Çocuğun Üstün Yararı” ilkesi çerçevesinde incelenecektir. Öncelikle değinmemiz gereken ilk konu ve temel ilke çocuğun üstün yararı hususudur.

ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI İLKESİ NEDİR?

Velayet düzenlemesinde hakimi bağlayan yegane kriter, Türk Medeni Kanunu’nda (TMK m. 339/1, 343/1, 346/1 ve Çocuk Koruma Kanunu m.4/b) ve BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme md.3 ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi md.1 hükümlerinde de belirtilen “çocuğun üstün yararı” ilkesidir. Bu ilke; çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacını güder.

Boşanma davasında tarafların birbirlerine karşı işledikleri kusurlar (hakaret, şiddet, sadakatsizlik vb.), şayet çocuğun gelişimini doğrudan etkilemiyorsa, velayet değerlendirmesinde belirleyici unsur olarak kabul edilmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun istikrar kazanmış görüşüne göre; bir eşin diğerine karşı sadakatsiz olması, onun zorunlu olarak kötü bir anne veya baba olduğu sonucunu doğurmaz. Hukuki tabiriyle; “Eşlik görevi ile ebeveynlik görevi birbirinden bağımsızdır.”

SADAKATSİZLİK VE VELAYET İLİŞKİSİNDE “İLLİYET BAĞI” ŞARTI

Sadakatsizlik eyleminin velayetin babaya (veya aldatılan tarafa) verilmesine gerekçe olabilmesi için, Yargıtay somut bir “Zarar ve Risk” ilişkisi aramaktadır. Yargıtay, sadakatsizliğin velayete engel teşkil etmesi için şu unsurların varlığını sorgular;

Çocuğun İhmal Edilmesi

Aldatan eşin, evlilik dışı ilişkisi veya güven sarsıcı yaşam tarzı nedeniyle çocuğun bakım ve gözetim görevini aksatıp aksatmadığına bakılır. Eğer ebeveyn, ilişkisi uğruna çocuğu evde yalnız bırakıyor, beslenme ve temizlik ihtiyaçlarını gidermiyor veya duygusal ihtiyaçlarına yanıt vermiyorsa; burada sadakatsizlikten öte “görev ihmali” söz konusudur ve velayetin kaybını gerektirir.

Çocuğun Tanıklığı ve Ortama Dahil Edilmesi

Yargıtay kararlarında en belirleyici kriterlerden biri, sadakatsiz eylemin çocuğun yanında gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Ebeveynin, ilişki yaşadığı kişiyi eve alması, çocuğu bu kişiyle tanıştırması veya çocuğun bu ilişkiye şahit olabileceği ortamlarda bulunması, Yargıtay tarafından çocuğun “ahlaki ve fikri gelişimi” açısından ağır bir tehdit olarak değerlendirilir. Çocuğun, ebeveyninin başka bir kişiyle olan münasebetini idrak edebilecek yaşta olması durumunda, bu durumun yaratacağı travma velayetin değiştirilmesi veya karşı tarafa verilmesi için haklı bir sebep teşkil eder.

Yaşam Tarzının Yarattığı Ahlaki Risk

Yargıtay, sadakatsizliği münferit bir olaydan ziyade, çocuğun içinde bulunduğu ortamın güvenilirliği açısından ele alır. Eğer sadakatsizlik, marjinal bir yaşam tarzının, alkol/madde kullanımıyla birleşen bir ortamın veya çocuğun güvenliğini tehlikeye atan bir sosyal çevrenin parçasıysa; mahkeme velayeti aldatan taraftan alabilir. Buradaki temel argüman, “zina” fiili değil, bu fiilin yaşandığı ortamın çocuğa uygunsuzluğudur.

TEMEL ANLAMDA YARGITAY’IN KONUYA BAKIŞ AÇISI

Yargıtay’ın konuya temel olarak bakışını özetleyen düstur şudur;

Annenin yahut babanın sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı, kişinin eşine karşı işlemiş olduğu ve evliliği etkileyen bir kusurdur. Bu durum tek başına velayetin anneye yahut babaya verilmesini sağlamamaktadır. Ancak bu davranış biçimi, çocuğun bedeni, fikri ve ahlaki gelişimini engelliyor veya tehlikeye düşürüyorsa velayet düzenlemesinde mutlaka dikkate alınmalıdır. Müşterek çocuğun bedeninin, fikrinin yahut ahlaki gelişiminin sadakatsiz davranışlarla zedelenip zedelenmediği hususunu da sosyal inceleme raporuyla ortaya konulacaktır.

SOSYAL İNCELEME RAPORU (SİR) NEDİR?

Mahkemeler, velayet hususunda karar vermeden önce uzman pedagog veya sosyal çalışmacılardan sosyal inceleme raporu (SİR) talep eder. Bu görüşmelerde sadakatsizlik olgusunun ele alınış biçimi kritiktir. Aldatan tarafın, çocuğu ilişki sürecinin bir parçası haline getirip getirmediği uzmanlarca irdelenir. Sadakatsizliğin müşterek çocuğu olumsuz etkilediği iddiasında bulunacakların bu sürece hazırlarken; odak noktasının “eşe duyulan öfke” değil, “çocuğun maruz kaldığı sağlıksız ortam” olması gerektiğini vurgulamaları hayati önem taşır.

SONUÇ

Hukuk sistemimizde “aldatan eş velayeti alamaz” şeklinde kesin bir kural bulunmamaktadır. Velayet, bir ödül veya ceza mekanizması değildir. Ancak sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar, çocuğun yaşam alanını güvensiz, istikrarsız ve ahlaki açıdan riskli bir hale getiriyorsa; Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereği velayet hakkı bu riski yaratan ebeveynden alınmalıdır. Dolayısıyla velayet mücadelesinde strateji; sadakatsizliği yalnızca bir boşanma sebebi olarak değil, çocuğun “Üstün Yararı”nı zedeleyen bir “yaşam pratiği” olarak ispatlamak üzerine kurulmalıdır. Bu tür hassas konularda mutlaka uzmanlardan hukuki yardım alınması gerekmektedir.

AV. EKREM BÜLENT BİŞER

Yazar

Bir Cevap Yazın

Hukuk Portal sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin