Anayasa Mahkemesi tanık sorgulama hakkına ilişkin olarak vermiş olduğu ihlal kararlarında 3 aşamalı bir test aşaması uygulamaktadır. Bunlar sırasıyla;
Tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedenin mevcudiyetine dayanmalıdır.
Sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
Savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır.
Öncelikle belirtilmelidir ki; tanık sorgulama hakkının ihlal edilmiş olması nedeniyle AYM’ nin vermiş olduğu ihlal kararlarında yeniden yargılanmanın önü açılmaktadır. Fakat burada doğrudan sanığın beraat edeceği anlamı çıkarılmamalıdır. Sanığın tanıklara yeniden soru sorma hakkı, başka bir deyişle usul işlemlerinin tekrarlanması anlamına gelen bir ihlal kararı verilmektedir. Bu durumda sanığa savunmasının daha etkin ve daha adil bir şekilde yapması için imkan tanınmaktadır. Gerçekten de huzurda sorgulanmamış bir tanığın tek veya belirleyici delil olduğu durumlarda sanığın adil bir şekilde yargılanmadığı sonucu çıkarmak zor olmasa gerek. Yine de belirleyici delil ne demek? Savunma tarafına maruz kaldığı zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlanmış mı bunların analizini yapmak hukuki bilgi ve değerlendirme konusudur?
AYM bir kararında; ” Bu kapsamda, hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanık beyanını destekleyen başka doğrulayıcı delillere dayanılması telafi edici güvencelerden biri olarak kabul edilebilir (Orhan Güleryüz, § 39). ” demek suretiyle telafi edici güvenceye örnek vermiştir.
Başka bir kararında ise; ” Sorgulanmayan tanığın beyanının güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla savunma tarafına sağlanabilecek bir diğer telafi edici güvence, sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma ve delillerini sunma imkânının tanınmasıdır (Orhan Güleryüz, § 40). ” demiştir.
Kanımca ikinci örnekte ceza muhakemesinin temel prensiplerine aykırı bir durum olsa da AYM silahların eşitliği ilkesinin yer yer sanık tarafından da etkin bir şekilde kullanılması gerektiğini vurgulamaya çalışmaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki ceza muhakemesinde sanıktan suçsuzluğunu ispatlaması gibi bir durum beklenemeyeceği gibi delil sunması veya olayı aydınlatması gibi bir imkanın sağlanmış olması da ihlalin ortadan kaldırmaz düşüncesindeyim.
Hülasa AYM, Yargıtay’ ın çoğu zaman gerekçesiz ve sığ bir bakış açısıyla eleştiri boyutunda kalan ” her ne kadar tanık huzurda dinlenmemiş olsa da tanığın huzurda dinlenmemiş olmasının yargılamaya bir yenilik katmayacağı ” gibi bir gerekçeyle vermiş olduğu onama kararlarına belirli ölçütler getirerek değerlendirmenin nasıl yapılması gerektiğine, somut olaya hangi testlerin uygulanması gerektiğine dair bir ışık tutması açısından vermiş olduğu kararlar büyük önem taşımaktadır.

