Avrupa bayrağı önünde hakim tokmağı, AİHM kararlarının idari yargıya etkisini simgeleyen görsel

AİHM KARARLARI VE İÇ HUKUKA ETKİSİ SERİSİ -4 AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARININ İDARİ YARGIYA ETKİSİ

Daha önceki yazılarımızda izah ettiğimiz üzere (bkz: https://hukukportal.net/aihm-kararlari-ve-ic-hukuka-etkisi-serisi-3-avrupa-insan-haklari-mahkemesinin-kurulusu-yapisi-gorevleri-ve-yargilama-usulu/) AİHM’in görev alanını, AİHS ve Ek Protokollerindeki hak ve özgürlüklerin korunması ve yorumlanması oluşturmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde; uyuşmazlığın taraflarından birinin (hatta uyuşmazlığın kaynağının) idare olması ve başvurucunun sözleşmeyle güvenceye alınan hakkının idari bir uyuşmazlık nedeniyle ihlali durumunda AİHM’in inceleme yetkisinin doğacağı açıktır.[1]

Keza Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir kararında vurgulandığı üzere, idarenin işlem veya eylemlerinden etkilenenler, idarenin korumakla görevli olduğu kamusal gereksinimler ile kendi bireysel menfaatleri arasında âdil bir denge kuran tutarlı bir sisteme sahip olmayı bekleme hakkına sahiptir.[2]

İdari yargılama mevzuatımız gereği kesin hüküm niteliğinde olmuş yargı kararının ortadan kaldırılması, ancak yargılamanın yenilenmesi müessesesi ile mümkündür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 53. maddesi gereği “Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya hüküm aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” halinin sübutu durumunda yargılamanın yenilenmesi yolu işletilebilir.

Burada belirtmek gerekir ki AİHM, temyiz mahkemesi olmadığı için hukuk kurallarının maddî olay bağlamındaki yorumuyla kural olarak ilgilenmemektedir. Buna karşılık AİHM, iç hukukta idarî işlem ya da eylem veya mahkeme kararı olarak somutlaşan kamu gücü tasarruflarının Sözleşme veya eki protokollere uygunluğunu denetlemektedir. AİHM, kendisine yapılan başvuruları öncelikle kabul edilebilirlik açısından değerlendirdikten sonra, kabul edilebilir bulduğu başvurularda, tarafları dostane çözüm konusunda uzlaştırmaya çalışır. Böyle bir sonucun gerçekleşmesi durumunda başvuru sonuçlanmış olur. Ancak dostane çözüme ulaşılamadığı takdirde uyuşmazlığın esası hakkında Sözleşme’yle tanınan hak veya hakların ihlâl edilip edilmediğine karar verir. Sözleşme’nin 46. maddesine göre, sözleşmeci devletler, taraf oldukları davalarda AİHM’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler. AİHM’nin kararları, ancak sorumlu devlet tarafından uygulandığında sonuç doğurabilmekte olup sorumlu devlet, AİHM kararının gereğini yerine getirmek zorundadır.[3]

Diğer taraftan, Sözleşme’nin 41. maddesi, ihlâller nedeni ile zarar gören taraf için âdil tazmin yolunu düzenlemektedir. AİHM’nin bu kapsamda maddî ve manevî tazminata hükmedebilmesi için, başvuranın tazminat talebinde bulunması gerekir. AİHM, sözleşmenin ihlâl edildiğine karar verdiğinde, aynı kararda, başvurucuya 41. madde uyarınca âdil tazminat verilip verilmemesi gerektiğini de incelemektedir. Bu konu bütünüyle Mahkemenin yetkisindedir.[4]

AİHM’nin, Sözleşme’nin veya eki protokollerin ihlâl edildiğine ilişkin tespiti, iç hukukta yargılamanın yenilenmesi yoluyla giderilmesi mümkün ise devletin bireysel tedbir alma yükümlülüğü ilgililerin başvurusu üzerine işletilecek ve ihlâlin sonuçlarını ortadan kaldıracak yeni bir yargılama ile yerine getirilebilir. Buna karşılık, yargılamanın yenilenmesi yoluyla ihlâlin etki ve sonuçlarını gidermek her zaman mümkün olamamaktadır. Örneğin, makûl sürede yargılama hakkının ihlâl edilmesinde durum böyledir ve ihlâlin, yeniden yargılama yoluyla giderilmesi imkânı bulunmamaktadır.[5]

Bu yönüyle değerlendirildiğinde, AİHM’in verdiği her türlü ihlal kararının yargılamanın yenilenmesi yoluna açık olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda AİHM’in kararında tespit edilen ihlalin adil tazmin yoluyla giderilip giderilmediğinin değerlendirilmesi, böylesi bir yöntemin benimsenmesi durumunda AİHM’in idari yargıya ilişkin ihlal kararı üzerinden yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamayacağı anlaşılmaktadır.

Örneğin Danıştay 13. Dairesi’nin bir kararında “…2577 sayılı Kanun’un 53. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde öngörülen yargılamanın yenilenmesi uyuşmazlığın esasını oluşturan temel hak ve özgürlük açısından ihlâlin sonuçlarının tam olarak giderilemediği hâllerde uygulanabilecektir. Davacının temel şikâyeti olan hisselerinden yoksun kalması nedeniyle mülkiyet hakkı bağlamında uğradığı zararın, AİHM tarafından âdil tazmin yoluyla tamamen giderildiği, manevi zarar bakımından mülkiyet ve mahkemeye erişim haklarının ihlâllerine ilişkin tespitin ise tek başına yeterli düzeyde adil tazmin teşkil ettiği değerlendirmesine yer verildiği, davacı ve diğer başvurucular tarafından AİHM nezdinde ve işbu yargılamanın yenilemesi talebine konu olan yerel mahkemeler önünde yaptıkları masraflar ve vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin talebin de AİHM tarafından değerlendirildiği ve nihayetinde tüm başvuranlar bakımından yaptıkları masraf ve giderlere karşılık olarak toplam 25.000,00-Avro ödenmesinin uygun görüldüğü, âdil tazmine ilişkin taleplerin geri kalan kısmının ise reddine karar verildiği, böylece davacının talebine konu hususların AİHM kararında karşılanarak ihlâlin sonuçlarının yeniden yargılamayı gerektirmeyecek şekilde ortadan kaldırıldığı anlaşıldığından, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden yeniden yargılama yoluyla giderilebilecek ihlâl hükmünün varlığından ve dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluştuğundan söz edilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Sonuç itibarıyla yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmamaktadır…
” şeklinde açıklama yapılarak yukarıda açıklandığı şekilde ikili ayrıma gidilmiş ve adil tazmin yönteminin beninsenmesi suretiyle başvuranın mağduriyetinin giderildiği belirtilerek ayrıca yargılamanın yenilenmesine olanak bulunmadığı belirtilmiştir.[6]

            Serimizin gelecek yazısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ceza yargılamasına etkisi irdelenecektir.


[1]Akıllıoğlu, Tekin; İnsan Hakları 1, Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, Ankara, 1995, s.202 .

[2]AİHM’in 16.12.1992 tarihli,  12964/87 sayılı De Geouffre de la Pradelle/Fransa kararı §34.

[3] Danıştay 13. Dairesi’nin 07.02.2024 tarihli, 2022/1295 esas ve 2024/596 sayılı kararı

[4] Danıştay 13. Dairesi’nin 09.01.2024 tarihli, 2022/1601 esas ve 2024/38 sayılı kararı

[5] Danıştay 13. Dairesi’nin 09.01.2024 tarihli, 2022/1746 esas ve 2024/41 sayılı kararı

[6] Danıştay 13. Dairesi’nin 09.01.2024 tarihli, 2022/3216 esas ve 2024/42; 20222/1606 esas ve 2024/39 sayılı; 2022/1610 esas ve 2024/40 sayılı; 2020/217 esas ve 2024/31 sayılı kararları da bu yöndedir.

Yazar

  • Av. Kadir Çelik

    Kadir Çelik, Hukuk Portal platformunun kurucularından olup avukatlık mesleğini ifa etmektedir. Meslek hayatına ağırlıklı olarak Ceza Hukuku, İdare Hukuku ve Tazminat Hukuku gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteren hukuk bürolarında başlamış olup edindiği tecrübeler ve görüşleri Hukuk Portal üzerinden diğer hukukçulara ve vatandaşlara aktarmayı hedeflemektedir. Kurucumuz, aynı zamanda Çankaya Üniversitesi Kamu Hukuku Tezli Yüksek Lisans Programı’na devam etmektedir.

    İletişim Bilgileri:
    E-posta: avcelikkadir@outlook.com
    Telefon: +90 543 407 0490

    Tüm makalelere göz atın

Bir Cevap Yazın

Hukuk Portal sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin